Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

Meclisi Mebusanın açılışı, halkın yönetim anlayışında ne gibi değişiklikler meydana getirmiş olabilir?

Meclisi Mebusanın açılışı, halkın yönetim anlayışında ne gibi değişiklikler meydana getirmiş olabilir?

Meclisi Mebusanın açılışı, halkın yönetim anlayışında ne gibi değişiklikler meydana getirmiş olabilir?

Türkiye’de Batılı anlamda Parlamentolu rejim oluşturma çabaları 1876 yılında Kanun-i Esasi’nin ilânı ile başlar. Ancak daha sonra baş gösteren bazı olaylar bu sistemin gelişmesini engelleyecek ise de, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in yeniden ilân edilmesiyle birlikte başlayan süreç günümüze değin sürecektir.Kısaca tanıtmaya çalışacağımız 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın Faaliyetleri ve Demokrasi Tarihimizdeki Yeri adlı eser, Doç. Dr. Kenan Olgun tarafından kaleme alınmış olup, dönemin siyasi olayları ışığında Meclisin yapısını, faaliyetlerini inceleyen akademik bir çalışmadır. Toplam 461 sayfadan ibaret olan eser, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı yayını olarak çıkmıştır.Genel olarak 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın Faaliyetleri ve Demokrasi Tarihimizdeki Yeri üzerinde durulan eser, öncelikle Giriş mahiyetindeki şu bölümlerden oluşmaktadır: Kısaltmalar, (s.xı) Önsöz (s.xııı).Önsöz’de yazar kendisini bu çalışmaya iten nedenleri şöyle açıklamaktadır: “1908 Meclis-i Mebusanı çok partili ilk seçimler sonucunda oluşmuştur. 

Osmanlı vatandaşı olan etnik guruplara temsil imkanı tanıyan Meclis-i Mebusan gerek oluşumu ve gerek çalışmaları itibariyle demokrasi tarihimizde önemli bir yere sahiptir. İktidar-muhalefet ilişkilerinin şekillendiği, iktidarı ele geçirmek için her yolun serbest olduğuna dair bir anlayışın doğduğu bu dönem günümüz ile benzerlik göstermesi açısından incelenmesi gereken bir zaman dilimidir… 1908 Meclisinin oluşumunu sağlayan seçimler doktora tezlerine konu olmalarına rağmen, meclisin yapısı ile bu zamana kadar yeterli bir çalışma yapılmamıştır. 1908-1912 meclisinin yapısı, anlayışı ve faaliyetlerinin yeterli bir şekilde incelenmemiş olması bizi bu çalışmayı yapmaya yöneltmiştir” (s.xıv).Yazar bu kitabı yazmasındaki amacı ise; “okuyucuya Osmanlı Devletindeki demokrasi uygulamalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ndeki uygulamaları kıyaslama imkanı vermek” olarak açıklamaktadır (s.xıv).Çalışma esas olarak Giriş’i takiben beş bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında; halkın hâkimiyeti olarak tanımlanan demokrasinin temel kurumlarının Türklerdeki gelişimi, Osmanlı Devletindeki ilk uygulamaları ve I.Meşrutiyet dönemi incelenmiştir. Yazar okuyucuyu girişte kitabın diğer bölümleri için genel anlamda teorik olarak hazırlamaktadır.Yazar, Türk halkının, Demokrasinin en önemli uygulamalarından birini oluşturan seçimlerle Tanzimat döneminde tanıştığını belirtmektedir.

İlk kez 1840 yılında sancak merkezlerinde kurulan Muhassıllık Meclislerinin görevini ise, “sancaktan alınacak vergilerin miktarını saptamak ve onların düzenli toplanmasını sağlamak olarak açıklamaktadır. “Bu meclislere Muhassılın maiyet memurlarından başka, sancağın hakimi, müftüsü, zabiti ruhani reisleri ve sancağın ileri gelenlerinden altı kişi katılır ve bunlar seçimle belirlenirdi. Muhassıllık meclislerine seçilenler genellikle, yörenin ileri gelenleri ya da mülki amirin tayin ettiği kimselerdi. Secimle memleketin önde gelen nüfuzlu kimselerinin meclise girebildiği” ifade edilmektedir. Yazar doğrusu bu seçimleri tüm halkın katılımından uzak görmekte. Ancak Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa halkın temsilcilerinin seçimle belirlenmiş olmasını da demokrasi yolunda önemli bir adım olarak değerlendirmektedir (S.9). Ayrıca I.Meşrutiyetin ilanına giden yol ve 1876 Anayasasının özellikleri ayrıntılı bir şekilde ele alınarak ve I.Meşrutiyetin Meclis-i Mebusan’ı ve buna dayalı kurulan sistem ve Meşrutiyeti yeniden ilan etme çabaları hakkında değerlendirmeler de yapılarak, anayasanın istibdada karşılık, ılımlı bir meşrutiyet ve keyfi idare yerine kanun ve sorumluluğa dayalı bir usul getirdiğini ancak bunun çeşitli nedenlerle devam ettirilemediği ifade edilmektedir (s.27).“1908 Meclis-i Mebusan’nın Oluşumu” (s.9) adlı ilk bölümde; “II.Meşrutiyetin İlanı” (s.33), “Meclis-i Mebusan’ın Açılışından Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın Kuruluşuna Kadar Geçen Siyasi Süreçte İç Siyasi Çekişmeler” (s.69), “Meclisi Mebusan’ın Açılması” (s.81) adlı alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu bölümde Meşrutiyetin ilanı, halkın ve aydınların meşrutiyetten beklentileri, Meşrutiyetin ilanı sonrası yapılan gösteriler, iç ve dış yankıları, Meclis-i Mebusan’ın açılışına kadar geçen sürede yaşanan iç siyasi gelişmeler üzerinde durularak, Meşrutiyetin ilanının o dönemde ne kadar önemli bir olay olarak algılandığı ifade edilmektedir. Meclis-i Mebusan’ın oluşumunu sağlayan 1908 seçimleri hakkında bilgi verilerek, gayrimüslimlerin seçime verdiği önem örnekleriyle anlatılmaktadır. Örneğin seçimlerde en etkili kampanyayı Rumların yürüttüğü, bunların seçim hilelerinin her çeşidine baş vurdukları ve bu maksatla seçmen sayılarını fazla göstermeye çalıştıkları, yapılan hileler açığa çıkınca da bunu bastırmak için babıaliye şikayette bulundukları ve büyük guruplar halinde gösteri yürüyüşleri yaptıkları belirtilmektedir.Bu bölümde ayrıca ileride yapılacak icraatların sebeplerini iyi anlayabilmek için dönemin siyasi yapısı ve yaşanan iktidar mücadelesi hakkında bilgi verilerek, Meclisin açılışı, yankıları, padişahın meclisi açış konuşması ve bunun etkileri, Müslüman ve gayrimüslim milletvekillerinin sayılarına yer verilmektedir. Meclisin yapısını yazar; “Meclis-i Mebusan’daki gayrimüslim milletvekillerinin büyük çoğunlunun, I.Meşrutiyet Meclisinde olduğu gibi Osmanlılık fikrine sahip çıkıyor görüntüsü verseler de, etnik ve ayrılıkçı yöndeki çalışmalardan geri durmadıkları, Meclisin açılmasıyla birlikte gayrimüslim mebusların milli guruplar halinde hareket ederken, Müslüman olan Arap ve Arnavut milletvekillerinin de Osmanlı Devleti’nden yüz çevirmeye başladıkları ve bunun Meclise yansımalarını ise devlette bir ahengin olmadığına işaret ettiği” şeklinde değerlendirmektedir.“Millet egemenliğini Sağlamaya Yönelik Anayasa Düzenlemeleri” (s.111) adlı ikinci bölüm; “Anayasa Düzenlemeleri Yolunda İlk Girişimler” (s.111), “Anayasa Düzenlemeleri” (s.117), “Anayasa Düzenlemelerinin Mecliste Görüşülmesi” (s.129) adlı alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu bölümde Öncelikle milli egemenlik yolunda atılan en büyük adım olarak değerlendirilen Anayasa düzenlemeleri ele alınmaktadır. Milli egemenliği sağlamak, meşruti bir hükümet olduğunu dünyaya göstermek düşüncesiyle hareket eden milletvekillerinin, padişahın yetkilerinin kısıtlanmasına ve Meclisin ön plana çıkarılarak millet egemenliğinin sağlamlaştırılmasına, üyelerin dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasına, milletvekillerine kanun teklif etme yetkisinin tanınmasına, anayasanın değiştirilmesinin zorlaştırılmasına yönelik çalışmalara dikkat çekilmektedir. Bu dönemde yapılmak istenen düzenlemelerin günümüz Türkiye’sine ışık tutacak mahiyette olduğu belirtilmektedir.“İttihat Terakkinin İktidarı Ele Geçirme Çabaları Çerçevesinde Anayasa Düzenlemeleri” (s.177) adlı üçüncü bölüm; “Anayasada Ayan Meclisi İle İlgili Düzenlemeler” (s.177), “İttihat Terakki Cemiyetinin Yönetimi Ele Geçirme Gayretleri: Siyasi Müsteşarlıklar Meselesi” (s.193), “Heyeti Mebusan ile İlgili Düzenlemeler” (s.202), “Yargı ve Kişi Hürriyeti İle İlgili Düzenlemeler” (s.207), “Hakimiyeti Milliyeyi Sağlama Yönünde Atılan Son Adımlar” (s.2119), “1909 Düzenlemelerinin Genel Bir Tahlili” (s.239) adlı alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu bölümde, anayasada yapılmak istenen düzenlemelerle milletin temsilcilerini padişahın temsilcilerine karşı öne çıkarma çabaları incelenmektedir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yönetimi ele geçirme gayretleri içinde önemli bir yer tutan siyasi müsteşarlıklar meselesi de ele alınmaktadır. Ayrıca yapılan değişiklikler, yasama ile yürütme arasındaki ilişkiler çerçevesinde ele alınarak, anayasal düzenlemeler sonucunda kurulan sistem üzerinde durulmaktadır.1909 düzenlemelerine bakıldığında; 1876 anayasasına göre yasama ve yürütme görevini padişahın temsil ettiği, Yürütmenin bir kanadını padişah, diğer kanadını hükümetin teşkil ettiği, 1909 değişiklikleriyle ise, hükümetin padişaha göre öne çıkarıldığı, Padişahın sadece sadrazamı atar hale getirildiği, Padişahın hükümeti azletme yetkisinin yine bulunmakla birlikte, hükümetin meclise karşı sorumlu olduğu ilkesinin benimsendiği, Meclisin hükümeti denetlemesinin sağlandığı, bakanların kendi işlerinden dolayı, tek tek hükümetin siyasetinden de genel olarak sorumlu tutulacakları, 

Meclise bakanları güvensizlikle düşürme yetkisinin yanı sıra, hükümeti de güvensizlik oyu ile düşürme yetkisinin verildiği (s.243) anlatılmaktadır.Yine 1909 değişiklikleri ile demokratik bir yürütme ve yasama organın yaratıldığı, Kuvvetler ayrılığının, yumuşak ve işbirliğine dayalı ve Meclisi daha fazla ön plana çıkarır şekilde sağlandığı, bu değişiklikler ile klasik parlamenter hükümet sisteminin tipik unsurlarının getirildiği, egemenliğin padişahtan alınarak, haklarının daha çok simgesel hale getirildiği (s.244) değerlendirilmektedir.“Meclis-i Mebusanın Merkeziyetçiliği Güçlendirmeye Yönelik Sosyal Düzenlemeleri” (s.247) adlı dördüncü bölümde, “Meclis-i Mebusanın Çıkardığı İlk Kanun” (s.247), “Toplantı Kanunu” (s.280), “Cemiyetler Kanunu” (s.298) adlı alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu bölümde; Merkeziyetçiliği güçlendirme yönünde ki çabalar çerçevesinde serseriler ve kendisinden kötülük beklenen kişilerle ilgili düzenlemelerin yer aldığı Serseri ve Mazenne-i Su Eşhas hakkında kanun ile toplantılarla ilgili olan İctimaat-ı Umumiye (toplantı) Kanunu ve Siyasi Partilerle alakalı düzenlemeleri de kapsayan Cemiyetler Kanunu ele alınmaktadır. Dayak cezasını kanunlaştıran, hücre tipi cezaevlerinin yapılmasını isteyen, 15 yaşından küçük çocukların sorumluluğunu ailesine veren Serseri ve Zanlılar Kanunu ile günümüzde de tartışılan benzer konulara milletvekillerin bakışları ortaya konulmaktadır.İrtica ile mücadele kanunları arasında gösterilen cemiyetler kanunu, yakın tarihimizde belkide ilk defa sosyal bir değişmenin zaruretiyle, bir sosyal değişmeyi takiben çıkarıldığı, Meşrutiyet öncesinde var olan, meşrutiyetin ilanı ile sayıları hızla artan cemiyetlerin bu kanun ile bir düzen altına alınmaya çalışıldığı ( S.337) üzerinde durulmaktadır.“İktidarı Tam Ele Geçirme Mücadelesinde Kanun-u Esasi’nin 35. Maddesinin Yeniden Düzenlenmesi” (s.339) adlı beşinci bölümde; “Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın Kurulması ve İktidar Kavgası” (s.339), “Kanunu Esasi’nin 35. Maddesinin Mecliste Görüşülmesi” (s.347), “Sait Paşanın İstifası ve Yeniden Kabineyi Kurmakla Görevlendirilmesi” (365), “Meclisin Feshine Giden Yol” ( 369), “Meclisin Feshi” (387) adlı alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu bölümde; iktidar kavgalarının boyutları ele alınmakta. İktidarı ele geçirmek amacıyla daha önce verilen kişi haklarının geri alınmak istenmesi, padişahın yetkilerinin artırılarak 1876 anayasasına dönülme çabaları incelenmektedir. Partiler arasındaki iktidar mücadelesinin, millet egemenliğinin temsil edildiği Meclisin zorla dağıtılması düşüncesine kadar vardırılmış olması değerlendirilmektedir.Sonuç bölümünde yazar 1908 Mecls-i Mebusan’ın demokrasi tarihimizdeki yerini incelemektedir. Meclis-i Mebusan’ın faaliyetleri genel bir şekilde tahlil edilerek, bu uygulamaların Türkiye Cumhuriyeti’ne katkıları değerlendirilmektedir.Yazar, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve gelişmesini anlamak için bir tarih laboratuarı mahiyetini haiz olan II.Meşrutiyet dönemi gerçekten de Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları için en verimli kaynaklardan birisini teşkil ettiğini, bu dönemin cumhuriyete intikal eden birikimlerinin en önemlisi ve olumlusunu hakimiyet-i milliye için önemli bir adım sayılan çok partili sistem ve seçim geleneğini başlatması olarak görmekte, o kadar ki, seçimin sağladığı meşruiyet ile milli iradenin simgesi haline gelen Meclis sisteminin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu, II.Meşrutiyet döneminin hakim gücü olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin, Mecliste kendisine karşı muhalefetin artması sonucunda kontrolü kaybedecek bir konuma gelmesine rağmen, meclissiz yönetimi hiçbir zaman tercih etmediğini” belirtmektedir.Yazar her ne kadar seçim yöntemini tam olarak demokratik olarak görmese de, seçimler sonrasında oluşan 1908 Meclis-i Mebusan’ını, sonrakilerin aksine daha demokratik bir Meclis olarak değerlendirmektedir. Özellikle 1910 yılına kadar olan dönem içinde mebusların meselelerde el kaldırmaktan öte bir davranış sergileyerek ülkenin sorunlarıyla yakından ilgilendikleri, çözüm yolları bulmaya çalıştıkları, kendi fikirlerini beyan ederek savundukları, her fikrin özgürce ifade edildiği, mebuslar arasında liberal görüşlere sahip olanlar olduğu gibi sosyalist olanların, ittihatçı olanların yanı sıra ihtilal cemiyetlerine üye olanların yer aldığı gerçeği üzerinde durmaktadır.Yazar, 1908-1912 Meclis-i Mebusanı’nı Osmanlı toplumunun gerçek anlamda ilk defa millet egemenliği ile tanıştığı bir dönem olarak değerlendirmektedir. Bütün olumsuzluklarına rağmen, Mecliste yapılmak istenen uygulamaların daha sonraki dönemlere demokrasi adına ışık tuttuğuna, millet egemenliğinin sağlanmasına temel teşkil ettiğine, özgürlüğün, milli egemenliğin, kişi hak ve hukukunun ilk uygulamalarının olduğu bu dönemin Cumhuriyet dönemine tecrübe ve birikim oluşturduğuna ve bu bakımdan Türk demokrasi tarihine önemli bir katkı sağladığına işaret etmektedir.Çalışmanın sonunda Kaynaklar sonrasında onbir ek ve Dizin yer almaktadır. 

Araştırma sürecinde kullanılan kaynaklar oldukça geniş bir sıralama ile verilmiştir. Kaynaklar sırasıyla incelendiğinde, Meclis-i Mebusan ile ilgili bütün cerideler ile albüm ve benzeri kaynaklara da yer verilmektedir. O dönemi belgeleyen diğer eserlerin yanısıra, Meclis-i Mebusan üyeliği yapan bazı tarihi kişilerle ilgili kaynaklar ya da onların kaleme aldıkları anı ve benzeri kitaplara da yer verilmektedir. Kitapların yanısıra makaleler, konu ile ilgili tezler ve gazete kolleksiyonları da sıralamaktadır.Eklerde 1908 Meclisini oluşturan mebusların listesine ve bu döneme ait bazı resimlere yer verilmektedir.Eseri alandaki diğer kitaplardan farkı ve alana getirdiği yenilikler, yeni kazanımlar vb. açılardan değerlendirdiğimizde şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Günümüzde 1908-1912 Meclis-i Mebusanı hakkında bir çok kaynakta bilgi bulunmaktadır. Ancak bu bilgilerin çoğunluğu özet mahiyetinde olup, derinlemesine bir analize dayanmamaktadırlar. Yine 1908 seçimleri de bir çok kez akademik manada incelenmiş, ancak Meclisin yapısı üzerine bugüne kadar etraflı bir çalışma yapılmamıştır. Sayın Olgun’un bu eseri bu boşluğu doldurmaktadır. Hem belli bir dönemin tarihsel gelişimi ortaya konulmakta, hem de dönemin siyasi olayları ışığında Meclisin yapısı ve faaliyetleri ayrıntılı bir şekilde dönemin arşiv kaynaklarına, hatıralara, araştırma ve inceleme eser, makale ve tezlere dayalı olarak geniş kapsamlı bir bakış açısı ile incelenmektedir. Bu bakımdan çalışma gerek Tarih gerekse Türk siyasal hayatı üzerine çalışan meraklılarının, öğrencilerin ve akademisyenlerin ilgiyle inceleyecekleri bir eser olup, alandaki eksikliği gidermesi yönüyle de dikkate değerdir.Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuna öncülük yapan ve örnek olan Osmanlı Meclis-i Mebusanın her yönü ile ele alınması ve incelenerek günümüz kuşaklarına aktarılması Türk demokrasisinin gelişmesi açısından büyük yararlar sağlayacaktır. Söz konusu eser ele aldığı konu ile ve ortaya konulan değerlendirmeler ile bu yönde önemli bir katkı sağlayabilecek niteliktedir.

Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget