Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

Dünyada nüfus ve ekonomik faaliyetlerin dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?

Dünyada nüfus ve ekonomik faaliyetlerin dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?

Dünyada nüfus ve ekonomik faaliyetlerin dağılışını etkileyen faktörler nelerdir?

Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler Nelerdir Kısaca Hakkında Bilgiler Konu Anlatımımızda sizlerle.

Nüfusun Dağılışını Etkileyen Etkenler

Nüfusun dağılışıyla alakalı etkenleri iki grupta toplamak olasıdır: (1) Natürel çevrenin verimi ve yerleşmeye uygunluğu ile ilişkili etkenler: Abuhava, su kaynaklan, toprak, yüzey şekli ve maden zenginlikleri; (2)Beşeri etkenler. İnsanların coğrafi etrafa uyum sağlama kabiliyetleriyle alakalı etkenler, toplumsal ve ekonomik örgütlenme, teknolojik vaziyet, coğrafi konum, tarihsel etmenler. Beşeri etmenleri kimi araştırıcıların “tarihsel etmenler” isimi altında da topladıklarına rastlanmaktadır.

1. Tabii etraf etmenleri: Bunlar arasında nüfus dağılışını açık bir seçik etkileyen iki etmen abuhava ve yüzey şekilleri- dikkati çekmektedir. Dünya nüfusunun takriben olarak onda dokuzunun ova ve benzeri düzlüklerde yaşayabilinmektedir. Diğer yandan, yeryüzü karalarının kabaca dörtte biri de yüksek sıcaklık ve az veyahut gayri muntazam yağış şartlarının bir arada kapı araladığı kuraklık yüzünden seyrek olarak nüfuslanmıştır.

Fiziki coğrafya şartlarının, yeryüzünde nüfusun dağılış ve büyüklüğünün şekillenmesinde genelde egemen olduğu nettir. Bununla beraber, çevreci determinist görüşün en kuvvetli müdafaa edicilerinin da kabul ettiği gibi, çevre personellerinin (iklim, yer şekilleri, su, toprak, madenler, nebat örtüsü) ne tek ne de bütün olarak ve birbirleriyle uyum halinde nüfus sayısını veyahut öteki demografik özellikleri net olarak belirlemediği de açıktır. Aslında dünya nüfus dağılışıyla ilişkili olarak belirtilmesi şart olan belki de en ehemmiyetli özellik, mevzubahis dağılışın kolay izah edemediğidir. Nüfusun yoğun olduğu alanlarla seyrek olduğu alanlar arasında açık ikilemler vardır. Merkezi ve Batı Avrupa’da ılıman abuhava şartlarının bulunduğu kesimlerde tarım dışı ekonomik faaliyetlere bağlı yoğun nüfus topluluklarını değişik tarım sistemlerinin uygulandığı yerlerde de görmek olasıdır. Mesela geçim türü tarım faaliyetlerinin geniş çapta egemen olduğu Çin ve Hindistan’da olduğu gibi, tarım faaliyetlerinin ileri bir teknikle entansif olarak yapıldığı Batı Avrupa ülkelerinde de yoğun nüfus toplulukları vardır. Her ne kadar topografya, tabii bitki örtüsünün çeşitliliğinin barizleştirdiği toprak cinsi ve başka fiziksel personeller yerleşme şartlarında yerel ve mahalli farklılıklar yaratıyorsa da, yeryüzünde yerleşme potansiyelini gösteren bir harita yapmak, şüphesiz, hem güçtür hem de Pierre George’un l959) sözleriyle “biraz keyfi bir iş olur”. Aslında böyle bir harita gerçek nüfus dağılışı-yerleşme haritasından çok değişik olacaktır. Yerleşmeye elverişli alanlar içinde nüfusun dağılışı, yerleşmeye elverişsizlik özelliğiyle gerçek yerleşme arasındaki gözle görünür tam terslikleriyle ve eşitsizlikleriyle şaşırtıcıdır. Yeryüzünde nüfusun yerleşmesi daimi değildir ve yerleşme açısından düşük potansiyelli veyahut potansiyel olmayan bölgelerin yarattığı nispi boşluklarla ayrılmış yoğun nüfuslu bölgelerden oluşur.

İnsanın özellikleriyle etrafsal etkenler arasında dünya çapında bir takım ilişkiler olduğu hâlâ kabul edilmekle beraber, yakın vakitlerde, insanın özelliklerinin daha çok kültürel etkenlerle şekillendiği görüşü güçlenmiştir. Şüphesiz, insanların yeryüzündeki dağılışını kısıtlayan bir etken olarak abuhava başta gelir. İnsan fizyonomisi dikkat çeker derecede fiziki etrafa uyum sağlayabilecek yapıdadır. Daha M.S.1500 senelerinde dahi. başka bir deyişle insanın etrafa uyum sağlamak için bir hayli yeni teknik geliştirmeye başladığı ve yeni yeni ekonomik devrimlerin olduğu devrede dahi. insanın “ekümen”ı veyahut “yerleşilebilir dünyası” şaşılacak derecede genişti ve büyük bölümü da şu yi da bu devrede ilkel grupların rastgele biri tarafından kullanılmıştı Sahiden de, en dağınık biçimde de olsa, yüzeyin çok dik, drenajın kötü olduğu veyahut çok kurak yerler dışında kalan, buzla kaplı olmayan her alan yerleşmiş vaziyetteydi. Aslında o vakitlerden beri yerleşmelerin dağılma alanlarında çok az genişleme olmuştur: Grönland kıyıları, Avrupa’da Alpler Kaliforniya ve Avustralya’nın kurak kesimleri gibi alanlarda devamlı yerleşmenin hudutları genişlemiş; Şili’nin kuzeyi, Alaska, Büyük Sahra’nın bir takım bölümleri ve Basra Körfezi’nin kurak kıyı kesimleri gibi yaşanması güç yerlerde madencilik faaliyetleri yüzünden yerleşmeler kurulmuştur. Ekümemn genişlemesini sağlayan insanların Izyolojik yapılarındaki esneklik deniz düzey sinden 5000 m’ye kadar olan alanlarda yaşayabilmesine de imkan sağlamaktadır. İnsanlar için en acil fizyolojik ihtiyaç oksijen olduğundan, daha üst hudutlarda, kısa müddetli dahi olsa, yaşayabilmek için özel bir eğitim ve oksijen desteği gereklidir.

İnsan hayatı için diğer ihtiyaç yeterli derecede sıcaklıktır. Giyim ve barınak olmaksızın insan -5°C’de bir müddet kaldığında can verir. Oldukça yüksek sıcaklıklara kısa bir müddet dayanabilirse de, 40°C ve daha yüksek sıcaklık biraz uzun sürerse -nemlilik, rüzgâr ve gölgeye bağlı olarak- yeniden ölümle karşı karşıya kalınır. En uygun sıcaklıklar 10°C ile 30°C arasıdır. Kritik bir derece olan -50°C orta ve yukarıya enlemler ile yüksek düzeylerde gerçekleşir. Gün ortası sıcaklığı ve yoğun güneş, bir hayli subtropikal alanda insanın dayanabileceğinin ötesindedir. Bununla beraber, hayata müsaade etmeyen sıcaklıklar dünyanın buzla kaplı olmayan hemen her yerinde bütün sene süresince vuku bulmazlar. Hayatını sürdürmek için acil ihtiyaçları arasında içilebilir su ve gıda maddeleri de bulunmakla beraber, insanın beslenme itibariyle büyük bir dayanıklılığı vardır ve salt çöller dışında, insan, hemen her yerde dayanabilmektedir.

Buzullar, yürüyen kumullar, bazı bataklık türleri ve çok kayalık yüzeyler vb. araziler, bilhassa teknik olanaklardan yoksun insanlar için yaşanılamayacak ortamlar olabilirler. Ancak bu yeryüzünün sadece küçük bir bölümü için söz konusudur. Ancak, buralar da bazı yeni tür faaliyetlerin (turizm ve rekreasyon) gelişmesine ortam oluşturabilmektedirler. Nüfus dağılışı üzerinde toprak türlerinin de tesiri olduğu öteden beri dikkati çekmiştir. Alüviyal topraklar ve delta toprakları ekseriyetle tarım faaliyetlerine çok uygun oldukları için yoğun nüfus toplanmalarına sahne olurken, tarıma az elverişli olan podzol ve lateritlerin bulunduğu alanlar genellikle seyrek nüfusludurlar. Ancak, zirai teknolojideki gelişmeler, tarım-fiziksel koşullar ilişkisinde tarım lehine değişikliklere sebep olmaktadırlar.

Dünya nüfus dağılışı, birçok yerde maden ve enerji kaynaklarının lokasyonundan da büyük ölçüde etkilenmektedir. Sözgelimi Batı Avrupa’nın nüfus dağılışı haritası, madun kömürü havzaları ve buna bağlı endüstri faaliyetinin yarattığı nüfus toplanma alanlarının dağılışını da yansıtmaktadır. Bir-k durumda bu daha önceki madencilik merkezleri kilometre:’de 1000 kişinin üzerinde yoğunluklara sahiptir. Güney Afrika’nın Rand kesimi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Appalaş kömür havzaları, Ukrayna’nın Doneç Havzası ve baş-ı. birçok alan yerel maden yataklarının işletilmesiyle irtibatlı nüfus toplanma alanlarına örneklerdir. Kuzey Kanada ve Avustralya’nın iç kesimleri gibi yerlerde madenlerin bulunuşu ekümenin hudutlarının çok ötesinde, küçük de olsa, yerleşme yerlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Ancak, bu tesir pazarın talebi, anapara, işgücünün ele geçirilebilirliği, erişim, imalat fiyatı gibi birbirine bağlı bir dizi faktöre dayandığından, söz konusu yerleşmelerin varoluşları da bu faktörler tarafından belirlenecektir. Yukarıda özetlenen fiziksel tesirlerin, bu bakımdan, mevzubahis alanın ekonomik, toplumsal ve siyasal şartlarıyla ilişkili olarak değerlendirilmesi gerekir.

2. Beşeri Etkenler: Büyük endüstri ve ilişkili ekonomik faaliyetler ortaya çıkana kadar abuhava ve diğer fiziki coğrafya şartlarının tesiri altındaki tarım faaliyetleri nüfus dağılışının hudutlarını çiziyordu. Böylelikle, belirli bir alandaki nüfus dağılışını etkileyen beşeri etkenlerin başında o alandaki ekonomik faaliyetin türü ve ölçeğinin geldiği söylenebilir. Teknolojik ve ekonomik ilerlemelerle beraber, ekonomik faaliyetin türü ve ölçeği nüfus yoğunluk ve dağılışının vakit içindeki değişiminin de sorumlusu olmuştur. Endüstri Devrimi öncesinde oldukça düzenli dağılmış olan zirai nüfus, endüstrileşmeyle beraber kömür havzaları, enerji kaynakları, erişim, haberleşme hatları ve limanlar tarafından kendilerine çekilmiştir. Endüstri Devrimiyle, asırlar süresince oluşmuş nüfus kalıbının yerini yoğun nüfus toplanmalarının yarattığı bir dağılış kalıbı alınıştır. Ekonomik faaliyetlerin daha da farklılaşması ve gittikçe karmaşıklaşmasının nüfus dağılışını da daha düzensizleştirdiği ve eşitsizleştirdiğini söylemek doğru olacaktır.

Nüfus dağılışı üzerinde insanla alakalı faktörlerden göçlerin de büyük etkisi olduğu önceden belirtilmişti. Özellikle kitlesel büyüklükte beynelmilel göçler ve ülkelerin içinde gerçekleşen iç göçler bazen nüfusun yine dağılışına kadar götürebilmektedir. Tarihsel süreçler de, göçler gibi, nüfus dağılışının oluşmasında etkilidirler. Yeni yerleşme alanlarında yerleşme tarihi nüfus dağılışının bugünkü durumunu belirlemiştir. Mesela Avustralya’da yerleşmenin dünyanın diğer yerlerine göre yeni oluşu, nüfusun birikerek yoğunlaşmasına (yoğunluk kilometrekare′de sadece 2.3′dür) ve ülkede oranla düzenli bir kalıp oluşabilmesine imkan sağlamamıştır. Buna karşılık, Hindistan’daki yüksek nüfus yoğunluğu, burasının uzun bir muasırlık geçmişine sahip ve binlerce senedir kullanılan bir alan olmasının da kısmen bir neticesidir. Ancak, uzun yerleşme tarihinin kesinlikle yüksek nüfus yoğunluklarına sahip olunacağı anlamına gelmediğini de vurgulamak gerekir. Geçmişte dünyanın yoğun nüfuslu zengin olan bir takım kesimlerinin şimdi çok seyrek nüfuslu alanlar oldukları da gözlemlenmektedir: Kuzey Afrika’nın bir takım bölümleri Mezopotamya ve Yukatan Yarımadası ve Doğu Sirilanka bunlara birkaç örnektir.

Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget