Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

YARATICI DRAMA YÖNTEMİNİN GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNDE KULLANILMASININ ERİŞİ, TUTUM VE KALICILIĞA ETKİSİ:

YARATICI DRAMA YÖNTEMİNİN GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNDE KULLANILMASININ ERİŞİ, TUTUM VE KALICILIĞA ETKİSİ

Eğitim bireyin davranışlarının ve düşüncelerinin değişikliğe uğrayarak gelişmesidir. Sanat eğitimi ise; Güzel sanatların tüm alanlarını içeren okul içi ya da okul dışı yaratıcı faaliyetlerdir ve genel eğitimde bilimsel eğitimi destekler niteliktedir. Sanat eğitiminde, çok çeşitli öğretim yöntemleri kullanılmaktadır. Konu anlatılarak ve uygulama yaptırılarak verilen bir sanat eğitimi günümüz şartlarında yetersiz kalmaktadır. Batı dünyasında 1890’lı yıllardan bu yana farklı yöntemler denenmekte ve bu araştırmaya da konu olan drama yöntemi bir eğitim yöntemi olarak tercih edilmektedir. Ülkemizde ise 1980’ li yıllarla birlikte drama yöntemi üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bunun yanında İlköğretim programlarına 1915-1917 arasında dramanın iki yıl kadar girdiği görülmektedir. Günümüzde drama yöntemi her geçen gün artan bir önem ve dikkatle eğitim öğretim hayatındaki yerini almaktadır. Yapılan çalışmada, “Görsel Sanatlar” dersi kapsamında, sanat eleştirisi konusunun öğrencilere verilmesinde uygulanan “yaratıcı drama” yönteminin “klasik” yönteme göre daha etkili ve daha kalıcı bir yöntem olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca öğrencinin konu ile ilgili tutumlarında da “yaratıcı drama” yönteminin nispeten daha etkin olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; “yaratıcı drama” yönteminin bir eğitim öğretim yöntemi olarak etkin bir şekilde kullanılması Türk Milli Eğitim sistemi için önemli bir gelişme olabilir

Eğitim, bireyin davranışlarında ve düşüncelerinde değişikliğe uğratarak gelişmesinin sağlanmasıdır. Yaşam boyu bir süreci kapsar, insanın hayatı boyunca çevre, aile ve okul ortamlarında devam etmektedir. En etkili eğitim planlı, bilinçli, hedefleri ve amaçları belirlenmiş olan, alanında donanımlı kişiler tarafından verilen eğitimdir. Bu anlamada, çocukların dünyayı algılayabilmeleri ve gerekli alışkanlıkları edinebilmeleri için, görsel sanatlar eğitimi önemli bir yoldur (Karaca, 2011: 300). Sanat Eğitimi; bireyin duygu ve düşüncelerini anlatabilmede yeteneklerini ve yaratıcılık gücünü geliştirebilmek amacıyla aldığı eğitim olarak açıklanabilir (Türkdoğan, 1984: 14). Şahin’e (1999: 26) göre ise; bireylerin estetik duyarlılığını geliştiren ve yaratıcı bireylerin oluşmasını sağlayan bir eğitim sistemidir. Fertlerin estetik yetenek ve görüşleri, algı ve dikkatleri gelişmiş; duyarlı, fiziki ve ruhsal doyuma ulaşmış olması toplumun geleceği açısından oldukça önemli olduğu bir gerçektir (Buyurgan, Mercin, 2005: 9). Sanat eğitimi toplumda gelişmeyi ve duyarlı bireyler yetişmesine de katkıda bulunmaktadır (Demirarslan, 1999: 113- 116). Sanat eğitimi için bugüne kadar çok şeyler söylenmiş olsa da önemli olan, artık 20. yüzyılın sonlarına doğru sanatın artık insan yetiştirme konusunda önemli olduğu gerçeğinin kabul görmüş olduğudur (Özkeçeci, 1999: 19). Genel anlamda sanat eğitimi; sanat tarihi, sanat eleştirisi, sanat psikolojisi, sanat sosyolojisi, sanat felsefesi, estetik, sanat bilimi, sanat kuramı gibi alanları da içine almaktadır (Ünver, 2002: 5). Çağdaş anlamda sanat eğitimi kuramsal ve uygulamalı çalışmaların bir arada yürütüldüğü estetik eğitim olarak anlaşılmaktadır (Kurtuluş, 2000: 14, 46). San (2003: 203) sanat eğitiminin nasıl olması gerektiğini ”Çağımız ussallaştırmaya yönelmiş, usçu, bilimsellik ve teknolojiye önem veren bir çağdır. Çağının gereği bilimsellikle ve yöntemlerle, sanat hakkında yoğun bilgiler vererek tümel yaşamdaki sanat gerçekliklerine geniş bir kapsam içinde yönelmelidir” şeklinde açıklamaktadır. Duygu ve akıl sahibi olan insanın sadece akıl ve mantık yönünden geliştirilmesi ve yetiştirilmesi yeterli değildir, ruhsal doyumun ve duyarlılığında geliştirilmesi gerekir. Bu da ancak sanat eğitimi ile mümkündür denebilir (Kavuran, 2002: 10). Pekmezci’ye (2002: 36) göre; sanat eğitimi, bireyin çevreye karşı duyarlı, bilime inanan, duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen, estetik çevre  bilincine sahip, yaratıcı düşünebilen ve düşüncelerini ortaya koyan, paylaşımcı bir birey olmasına olanak sağlar. Görsel sanatlar eğitimi genel eğitimin bir parçasıdır. Bireylerin hayal gücünün ve yaratıcılığının gelişmesine katkıda bulunarak, algılama, düşünme ve uygulama arasında bir bütünlük sağlar. Artut’a (2004: 103) göre; günümüzdeki çağdaş sanat eğitimi ile sanatsal etkinliklerin ve yaratıcılığın geliştirilmesi, sanatsal becerilerin kazandırılması, görme, algılama konusunda bireyin geliştirilmesi, araştıran, inceleyen, sorgulayan, özgür düşünceli, katılımcı, sorumluluk sahibi, üretken, sanat yapıtlarını inceleyen, sanat tarihi, estetik ve eleştiri konusunda bilgi sahibi bireylerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Şenel (2010: 6) sanat eğitiminin genel eğitimde bilimsel eğitimi desteklediğini vurgulamaktadır. Sanat eğitimi örgün, yarı örgün ve örgün olmayan olarak üç farklı şekilde gerçekleşmektedir (Uçan, 2002: 3). Geçmişteki sanat eğitimi yaklaşımlarına bakıldığında, salt bir el uğraşı olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Günümüzde ise Disipline Dayalı Sanat Eğitimi (DDSE) anlayışının benimsenmesiyle ilk ve ortaöğretimlerde estetik, sanat tarihi, sanat eleştirisi ve sanat uygulamaları yöntemlerine dayalı sanat eğitimi verilmektedir. (Bolat Aydoğan, 2010: 38-44). Sanat eğitiminde, çok çeşitli öğretim yöntemleri kullanılmaktadır. Sadece konu kısaca anlatılarak ve uygulama yaptırılarak verilen bir sanat eğitimi artık geçmişte kalmış ve günümüz çocuklarını tatmin edememektedir, çünkü görsel iletişim araçları en az okul kadar etkili olmaktadır. Öğretim yöntemlerinin dersin içeriğine ve amaçlarına göre seçilmesi ve uygun bir şekilde kullanılması öğrenmeyi daha etkili, daha kalıcı kılmaktadır. Sanat eğitiminin öznel yapısı gereği öğrencilerin yaparakyaşayarak öğretim yöntemlerinden yararlanmasının bir gereksinim olduğu söylenebilir. Atan’a (2007:4) göre; yaparak yaşayarak öğretim yöntemlerinden biri olan “yaratıcı drama”, bireyler arası ilişkilerin geliştirilmesini, bireylerin kendilerini tanımalarını ve bağımsız düşünmelerini sağlar, iş birliği yapabilme ve yardımlaşma özelliğini geliştirir. Drama, eğitimdeki yerini, 1898’de Viyana’da Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda sanat dersleri veren Franz Çizek’e borçludur. Cambridge Okul Müdürü Henry Caldwell Cook, bugün eğitimde drama diyebileceğimiz kapsamlı bir programı tarif eden ilk kişi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında eğitimde drama daha da yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır (Çevik, 2006:25 ). Avrupa’da eğitimde drama yöntemi, gerek örgün eğitim gerekse yaygın eğitimde kullanılmaktadır. Ülkemizde ise 1980’li yıllardan sonra drama alanı üzerinde durulmaya başlanmıştır (Kartopu, 2006: 79). İlköğretim programında drama 1915-1917 yıllarında 2 yıl kadar, 2004-2005 öğretim yılında yürürlüğe giren programda da seçmeli sanat etkinlikleri dersinin içeriğinde yer almaktadır (Bağatır, 2008: 7). Drama bir kelimeyi, bir kavramı, düşünceyi, bir davranışı, olayı yada yaşantıyı tiyatro teknikleri kullanarak oyunlar üreterek canlandırmaktır diye tanımlanabilmektedir. Drama yaparak yaşayarak öğretim yönteminin içinde yer alan bir öğretim yöntemidir, bir eğitim alanıdır (San, 2003: 110). Ünlü eleştirmen Martin Esslin dramayı “Seyirci önünde veya o anda gerçekleşen bir gerçek ya da hayali olaylardan esinlenerek ortaya çıkan mimetik hareketlerdir”şeklinde açıklamıştır (Kitson ve Spiby, 1997 18). Esslin diğer bir tanımda da; drama, hikâyeyi görünür hale getiren, zamanda yolculuğu mümkün kılan bir resimdir diye tanımlamıştır ( Hornbrook, 1998: 7). Drama da canlandırılanlar o anda üretilir, yanlış yapar mıyım korkusu olmadan birey düşüncelerini ve kendini özgürce ifade edebilmektedir. Dramayı diğer öğretim türlerinden farklı kılan şey diğer sanatsal aktiviteleri müzik, dans vb. içinde barındırmasıdır (Kitson ve Spiby,1997:9). Drama çalışmalarında müzik çok önemli bir yere sahiptir. Grubun motivasyonunu yükseltmede ve dramanın her aşamasında uygun müziğin kullanılması başarıyı artırmaktadır. Ayrıca dans hareket dramanın her aşamasında kullanılmakta olup resim, fotoğraf, desen, karikatürde dramanın vazgeçilmez elemanlarıdır (Çakır İlhan, vd., 2004:14).

Meram Mehmet Katırcı İlköğretim Okulu 8. Sınıflarda Görsel Sanatlar dersi kapsamında verilen Sanat Eleştirisi konusunun “geleneksel - klasik” ve “yaratıcı drama” yöntemleri ile öğrencilere verilmesi sonucunda her iki yöntem arasındaki tutum, erişi ve kalıcılık testlerine ilişkin olarak araştırma bulgularına ulaşılmıştır. Deney grubundaki (8/A) öğrencilerin derslerinin işlenmesinde “yaratıcı drama” yöntemi kullanılmış; kontrol grubundaki (8/B) öğrencilerin derslerinin işlenmesinde ise “klâsik-geleneksel” öğretim yöntemi kullanılmıştır. Deney grubu 23 öğrenciden ve kontrol grubu ise 22 öğrenciden oluşmuştur. Grupları dengeli bir dağılımla ele alınmıştır. Yapılan ön test çalışmalarında, deney grubu (8/A Drama) ile kontrol grubu (8/B Klasik) arasında Görsel Sanatlar dersine ilişkin olarak bir “tutum” farklılığı bulunamamıştır. Bu durum; her iki gruptaki öğrencilerin Görsel Sanatlar dersine ilişkin olarak “tutumlarının” aynı düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca; uygulanan eğitim süreci sonunda yapılan son test çalışmalarında da, deney grubu ile kontrol grubu arasında yine “tutum” farklılığı bulunamamıştır. Ancak; deney grubu ile kontrol grubu arasında tutum ön test – son test puan puan farklılaşmasında anlamlı bir ilişki istatistikî olarak ortaya konmuştur. Deney ve kontrol grubu toplam ressam bilgisi ön test puanları yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmamaktadır (U= 238,5, p> .05). Bu bulguya göre deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin bilgilerinin eş düzeyde olduğu ve tesadüfi olarak bu gruplarda yer aldıkları da bir anlamda onaylanmış olmaktadır (bkz.Tablo 1/A). Analiz sonucuna göre deney grubu ve kontrol grubu toplam ressam bilgisi ön test ve son test puan farkları gruplara göre yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır (U= 83,0, p<.001). Buna göre; deney grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi ön-son test puan farkı, kontrol grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi ön-son test puan farkından anlamlı biçimde daha yüksektir (bkz.Tablo 2/A). Deney ve kontrol grubu toplam ressam bilgisi kalıcılık testi ve son test puan farkları yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır (U= 98,50, p<.001). Kontrol grubunda toplam ressam bilgisinin unutulma yoğunluğunun daha sık olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuca göre ; kontrol grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi kalıcılık testi-son test puan farkı, deney grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi kalıcılık testi-son test puan farkından anlamlı biçimde daha  yüksektir. Kalıcılık testi – son test puan farkı; anlamlı biçimde yüksek çıkan grubun unutma yoğunluğunun daha yüksek olduğunu göstermektedir (bkz.Tablo 3/A). Deney ve kontrol grubu tutum son test puanları yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmamaktadır (U= 174,5, p>.05). Yani; deney grubu öğrencilerinin tutum son test puanları kontrol grubu öğrencilerinin tutum son test puanlarından daha yüksek değildir ve farklılaşma tesbit edilememiştir (bkz.Tablo 4/A). Yine deney ve kontrol grubu toplam ressam bilgisi son test puanları yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır (U= 70,0, p>.001). Bu sonuca göre; deney grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi son test puanları kontrol grubu öğrencilerinin toplam ressam bilgisi son test puanlarından anlamlı biçimde daha yüksektir (bkz.Tablo 5/A). Yapılan analiz sonucuna göre deney ve kontrol grubu toplam kalıcılık testi puanları yapılan karşılaştırmaya göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır (U= 8,0, p>.001). Bu sonuca göre; deney grubu öğrencilerinin toplam kalıcılık test puanları kontrol grubu öğrencilerinin toplam kalıcılık test puanlarından anlamlı biçimde daha yüksektirtir (bkz.Tablo 6/A). Bu sonuca göre; Görsel sanatlar dersine ilişkin olarak “yaratıcı drama” yöntemi ile verilen eğitim sürecinin daha etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü: her iki gruba uygulanan toplam ressam bilgisi ön testinde gruplar arasında herhangi bir anlamlı farklılaşma ortaya çıkmaz iken; toplam ressam bilgisi son testi puan farklılaşmasında “yaratıcı drama” yöntemin kullanıldığı deney grubu anlamlı şekilde daha yüksek çıkmıştır. Bu durum; öğrencinin Görsel Sanatlar dersine ilişkin tutumunda “klasik” yöntem yeterli değişiklik yaratmazken, “yaratıcı drama” yönteminin Görsel Sanatlar dersine ilişkin öğrenci üzerin pozitif yönde bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Ön ve son tutun testlerinde de anlamlı bir sonuç çıkmamasına karşın tutum son testinde deney grubunun istatistik olarak daha fazla puan alması da “yaratıcı drama” yönteminin etkinliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada; yaratıcı dramanın, Görsel Sanatlar Dersinde öğrenmeye ve kalıcılığa katkı sağlayan bir öğretim yöntemi olduğu ortaya konmuştur. Fakat; okullarda drama yapılacak alanın ve atölyenin olmaması, bunun yanında ders saatlerinin haftada 1 saat olması, Milli Eğitim Bakanlığının verdiği kısa süreli drama seminerleri dışında görsel sanatlar öğretmenlerinin drama eğitimi almamış olması Görsel Sanatlar dersinde öğretmenleri yaratıcı drama yöntemini kullanmamaya itmektedir.

 Bu bağlamda; etkisi bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış olan “yaratıcı drama” yönteminin okullarda uygulanabilmesi için, görsel sanatlar dersi öğretmenlerine normal şartlarda drama eğitimi verilmelidir. Ayrıca; ülkemizde sanat eğitimcisi yetiştiren tüm yüksek öğretim kurumlarında “drama” dersi lisans eğitimi boyunca verilmelidir. Bu eğitimin lisans seviyesinde doğru ve uzun süreli verilmesi ile belli bir süre sonra kısa süreli “drama” seminerlerine gerek kalmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığının, Görsel Sanatlar dersinin işlenişi ile ilgili olarak müfredata “yaratıcı drama” yöntemi uygulamasını alternatif yöntem olarak koyması önemlidir ve gereklidir. Normal eğitim şartlarında da yetersiz olan haftada 1 saatlik Görsel Sanatlar dersinin bu şartlarda yürütülmesi zaten eğitimin amacı açısından oldukça yetersiz olduğu bir gerçek iken; böyle etkili bir yöntemin uygulanabilmesi için mutlaka bu ders saatinin arttırılması gerekmektedir. Ayrıca; sınıf ortamından farklı olarak, her okulda sadece Görsel Sanatlar dersi için değil diğer dersler için de kullanılmak üzere “drama sınıfları” yapılması gerekmektedir.


Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget