Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

TÜRK SANATININ TEMEL ÖZELLİKLERİ BAĞLAMINDA FARS SANATI İLE BİR KARŞILAŞTIRMA

TÜRK SANATININ TEMEL ÖZELLİKLERİ BAĞLAMINDA FARS SANATI İLE BİR KARŞILAŞTIRMA

Altaylar‟dan, Kosova‟ya kadar uzanan bir coğrafyada yaşayan topluluklar arasında alan çalışması yapılarak tespit edilen Türk ve Kürt damgalarının benzerden öte aynı olmaları; buna mukabil Slav ve Farslarınkinin farklı olması konuyla alakalı çok önemli ipuçları vermektedir. Türkiye‟de yapılan kazı çalışmalarında, eli belinde, koçboynuzu, gülsayra, bereket,pıtrak, haç gibi isimlerle adlandırılan damgalar bilinen tarihten beri Büyük Türkistan coğrafyasında, batı Sibirya Türklerinde kullanılmış ve hâlâ kullanılmaktadır. Bu nedenle Türkiye‟de halı-kilimlerde kullanılan damgaları, Çatalhöyük‟te bulunan ana tanrıça; koç heykellerini de Akkoyunlu ve Karakoyunlularla açıklamak yerine, Türk tarihinin bilinen en eski devirlerinden hareketle açıklanmasının daha anlamlı olacağı aşikârdır. Etnografya eserleri geleneksel olarak yapıldığı ve atalardan genç kuşaklara aktarıldığı için tarih yazıcıları ve sosyo-kültürel konularda çalışanların, bunları birincil kaynaklar olarak değerlendirmesi gerekir. Çünkü bu belgeler resmî duygular ile ideolojik bilgilerin karışmadığıen yalın tarihî ve sosyo-kültürel vesikalardır.

Etnografya Eserleri ve Tarih Şuuru Doğa bilimlerinde olayları ve nesneleri görme veya onlara bakma eylemi, bazen araçların ve özel bilgilerin varlığını zorunlu kılar. İnsan-kültür bilimlerinde ise insanlar her görüp, izlediklerini aslına uygun sakilde görüp, yorumladıklarına inanırlar. Oysa durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Özellikle kültürel nesneleri, oluştukları zamanın tarihi ve sosyo-kültürel dokusu içerinde anlayıp, yorumlamak, bütünlüklerini parçalamadan değerlendirmek çoğu zaman mümkün değildir. Sosyokültürel bir şeyi anlamak, araç kullanmaktan öte, derin bir sezgi gücünü, empati ile uygun yöntem ve tekniklerin kullanılmasını zorunlu kılar. Örneğin bir kültür unsurunu sadece tarih, antropoloji, halk bilimi, sosyoloji vb. bilim dallarından, sadece birini esas alarak, tamamıyla anlatarak, yeterince anlaşılır şekilde ifade edemeyiz. Çünkü kültür unsurları tarihi süreç ile sosyal-fiziki ortam içinde oluşurlar, değişirler ve bu süreçte onu etkileyen faktörler her zaman birden fazladır. Bu nedenle sosyo-kültürel olaylar görüldüklerinin aksine, anlaşılması ve yorumlanması disiplinler arası iletişimi ve bilgi transferini gerektirir. Aşağıda ifade edeceğimiz üzere damgaların kullanılması, halı-kilimin yapılması basit bir sosyal faaliyet olmayıp sosyal grubun veya bir milletin sosyal tarihinin en önemli belgeleridir. Halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik damgalar birer sanat eseri olmaktan öte, bir duygunun bir sosyo-kültürel hayatın, en genel tabiri ile sosyal tarihin dile getirildiği kitap sayfaları ve tarihi vesikalardır. Bu belgeler resmi kurumlar tarafından yazılmadıkları için de halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayısıyla tarih yazıcıları ve sosyo-kültürel kavramlar hakkında çalışanların, öncelikle halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik eserlerinin birincil kaynaklar değerlendirmesi gerekir. Çünkü bunlar resmî duygular ile bilgilerin karışmadığı en yalın tarihî ve sosyo-kültürel vesikalardır. Genelde bugüne kadar yapılan çalışmalarda halının-kilimin nerede dokunduğu, adı, kullanılan yün veya ipek yapısı, düğüm sayısı gibi faktörler bu konuda çalışanların ana problemini oluşturmuştur. Oysa onlardan ziyade halı- kilimdeki damgaların verdiği mesaj ile onun sosyo-kültürel yapıdaki yeri sosyal bilimler açısından birinci derecede öncelikli olmalıdır. Mezarlar ve Mezarlardaki Damgalar Mezarlıklar ve ölümle ilgili gelenekler, sosyal bilimcilere önemli bilgiler sunmaktadır. Çünkü bir kültürün en muhafazakâr ve kalıcı unsurlarını doğum, evlilik, ölüm gibi geçiş dönemlerini mezar ve mezar taşlarında bulma imkânı vardır.

Sovyetler Birliği zamanında Kazak ve Kırgız Türkleri, Ruslarla aynı işyerlerinde çalışmış, aynı partide en üst makamlara kadar gelmiş, çok yaygın olmasa da kız alıp vermiş olmalarına rağmen, mezarlarını kendi kültür gurubunun olduğu yerden seçmişlerdir. Daha da ilgi çekici olan şudur. Evli çiftlerden Rus olan Rus mezarlığına, Türk olan Türk mezarlığına gömülmüştür. Rus Yahudilerinden de Hıristiyan olan Ruslar ile evlenenlerin olduğunu mezar taşlarından öğreniyoruz. Örneğin, Yahudilerin Ruslarla evli olanlarının mezarları Rus mezarlığındadır ama o mezar taşı üzerinde, İsrail bayrağında yer alan, altı köşeli Musevi yıldızı vardır; Hıristiyan olan eşin mezar taşı üzerinde ise, haç sembolü bulunmaktadır. Küçük yerleşim birimindeki mezarlıklar ile büyük şehirlerin bazı mezarlıkları ikiye bölünerek, bir tarafında Türkler; diğer tarafında ise Ruslar ve Müslüman olmayan diğer milletlerin mensupları ölülerini defnederler. Sadece Kırgızistan/Bişkek‟te, Kırgız asıllı önemli şahsiyetlerin olduğu mezarlığın bir tarafında Kırgızların, diğer tarafında ise Yahudilerin mezarları bulunmaktadır. Mezarların biçimleri, onların kimlere, hangi dinin mensuplarına ait olduğu konusunda hiç bilgisi olmayanlara dahi önemli ipuçları vermektedir. Örneğin, Türklerin mezarlarında genelde orak-çekiç5 , kızıl yıldız6 (Bunlar Sovyetlerin dağılmasından sonra önemli ölçüde silinmeye başlanmıştır.), hilal, koçboynuzu, koçbaşı damgası, lale, ay yıldız işaretleri vardır. Rusların mezarlarında ise, sadece orak-çekiç, kızıl yıldız ve haç işaretleri vardır. Türkistan-Yesi mezarlığında, ay yıldız, hilal, koçbaşı damgalarının yanında, Hoca Ahmet Yesevî‟nin türbesinin resmi de (Buna Kazakistan‟daki her mezarlıkta az da olsa rastlamak mümkündür.) mezar taşlarını süslemektedir. Kazakistan‟da 25x4 santimetre ebadında 1 metre yüksekliğinde, üzerinde koçbaşı, hilal, lale, ay yıldız olan kulgu taş adıyla bilinen mezar taşları da vardır. Bu taşlara, Almatı‟dan Hazar Denizi'ne doğru uzanan bölgedeki mezarlıklarda rastlamak mümkündür. Bu mezar taşı üslubuna Tokat/Zile‟deki Acısu köyündeki Anşa (Ayşe) Bacı türbesi etrafındaki mezarlarda da görmek mümkündür. Mangışlak bölgesi, Teke Türkmenlerin önemli yerleşim yerlerinden biri olarak bilinir. Buradaki en eski mezarlık Akşukur Kışlağı‟nda olup IX. yy.dan kalmadır. Bu mezarlıkta, merkezî Türkistan Türkleri tarafından Sak; Batılılar ve Ruslar tarafından İskit denilen halktan kalma mezarlar bulunmaktadır. Akşukur mezarlığının bir başka özelliği de, Koçkar Ata‟nın mezarlarından birinin burada

 olmasıdır7 . Halkın inancına göre Koçkar Ata, Teke Türkmenlerinden olup yaşadığı devirde baturlığıyla (yiğit-cesur) ün salmıştır. Onun devrinde insanlar koç dövüştürürlermiş. Onun koçu da her yarışta birinci olduğu için Koçkar Ata adıyla anılır olmuş. Asıl adı ise bilinmemektedir. Bir rivayete göre Koçkar Ata‟nın ölümünden sonra ayrılığına dayanamayan koçu da mezarın üstüne gelerek uzanmış ve orada ölmüş. Bundan ötürü Koçkar Ata‟nın mezarının üzerine koç heykeli dikilmiştir. Bu mezar taşının ayrı bir özelliği ise üzerinde Arap alfabesiyle ya Allah, ya Muhammed, ya Ali yazılı olmasıdır. Bu örnekte de gördüğümüz üzere, mezar taşları salt orada gömülü olan insanın kimliği hakkında bilgi vermiyor, aynı zamanda o insanın yasamış olduğu bir hikâyenin, bir efsanenin günümüze kadar iletilmesine de tanıklık ediyor. Bir başka Sak-İskit Mezarlığı Hakasya/Uybat‟tadır. Bu mezarlıkta, halkın inancına göre, ölenleri ziyarete gelen iyi ruhların, atlarını bağlamaları için dikilmiş at başlı üç metre uzunluğunda toprağa çakılı iki adet direk vardır. Ayrıca bu mezarlığın içindeki çukur bir yerin çok kutsal olduğunu, o sebeple oraya fazla yaklaşılmadığını da yaptığım bir araştırmada öğrenmiştim. Isık Göl (Issık Köl)'den Aral‟a, oradan da Mangışlak‟a kadar uzanan bölge ile Türkmenistan‟ın özellikle Taş Oğuz bölgesindeki bazı mezarların bir başka özelliği de Selçuklu kümbetleri biçiminde yapılmış olmalarıdır. Ayrıca Yusuf Has Hacib‟in doğum yeri olarak bilinen Kırgızistan‟ın Tokmak kenti civarındaki Burana‟da bulunan mezarlardan bazıları da Selçuklu kümbetleri şeklinde yapılmıştır. Kazakistan milli müzesinde, orta Kazakistan‟da bulunmuş, M.Ö.‟ki çeşitli yüzyıllara ait olan, topraktan yapılmış çeşitli koçbaşları, bir adet koç şeklinde mezar taşı ile ayakları üzerinde üç adet koçbaşı olan bir tunç kazan vardır. Diğer yandan Kazakistan‟daki birçok türbenin üzerinde koçbaşı veya koçboynuzu vardır. Ayrıca araştırma yaptığım yerlerdeki müzelerde çeşitli dönemlere ait koçbaşları, koçbaşlı mezar taşları ile üzerinde koçbaşı damgası olan çeşitli etnografya eserleri bulunmaktadır8 . Almatı‟daki Raimbek türbesinde ise Altay bölgesinden iki yüzyıl önce getirildiği sanılan bir koçbaşı bulunmaktadır. Almatı-Bişkek yolunda, Bişkek‟e 40 km. uzaklıkta, Tanrı dağlarının eteğinde, takriben 3 kilometre arayla yapılmış iki büyük koç heykeli vardır. Ayrıca Moğolistan‟daki Orhun yazıtlarının bulunduğu yerde de koç heykellerinin olduğu bilinmektedir. Benim tespitlerime göre ise, en son bulunan koçbaşlı mezar taşları Tunceli‟dedir. Bunlardan ikisi, 1955 ve 1962 tarihli

Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget