Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

YUSUF ATILGAN’IN CANİSTAN ADLI ROMANINDA BİR ANTİ - KAHRAMAN: SELİM

YUSUF ATILGAN’IN CANİSTAN ADLI ROMANINDA BİR ANTİ - KAHRAMAN: SELİM

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Türk romanının pek çok bakımdan özgün ve çok tanınmış eserleri olan Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nin ardından kaleme aldığı Canistan, yazarın üçüncü ve son romanıdır. Yusuf Atılgan, romanın “Duruşma”, “Yargıç” ve “Tanık” adlı ilk üç bölümünü yazmış; fakat “Sanık” adlı dördüncü ve son bölümünü tamamlayamadan vefat etmiştir. Bu bakımdan, Canistan, Aydaki Kadın (Ahmet Hamdi Tanpınar) ya da Eylembilim (Oğuz Atay) gibi yarım kalmış, okurun zihninde tamamlanan eserler kervanına katılmıştır. Eserde özgün bir konu ve karakter ele alınmaktadır: Roman, yoksul bir ailenin oğlu olan Selim’in yanaşma olarak verildiği bir çiftlikte çocukluk yıllarını beraber geçirdikleri ağanın oğlu Tokuç Ali ile yıllar sonraki karşılaşmalarını ve Selim’in Ali’yi işkence ile katledişini anlatmakta, dolayısıyla Selim’i zalim bir işkenceci ve Ali’yi de bir kurbana dönüştüren bu süreci irdelemektedir. Selim, roman boyunca kişiliği, ahlâkî yapısı, algıları ve tepkileri bakımından alışıldık roman başkişilerinin çoğundan farklı bir portre çizmektedir. Roman, Selim’in çocukluk arkadaşını işkence ile katletme eyleminin tasvir edildiği çok sarsıcı bir sahne ile açılmış olmasına rağmen, bu vahşice eylemin fâili olan Selim’i, iyilik, doğruluk ve dürüstlük gibi erdemleri temsil eden davranışlar ve eylemler içinde de sergilemektedir. Roman bütünüyle, bu iki zıt kutup arasında, ruhsal, toplumsal ve ahlâkî güdülerinin etkileşimi içinde aktörü hâline geldiği eylemlerle bir anti-kahramana dönüşen Selim’in bu patolojisini yaratan zemini kurmaya odaklanmıştır. Bu makale, Yusuf Atılgan’ın kuramsal açıdan belirgin biçimde ilişkili olduğu varoluşçuluk ve absürt felsefe bağlamında, toplumsal, ruhsal ve davranışsal kalıplarının bileşkesiyle bir anti-kahramana dönüşen roman kahramanı Selim’i, romanın kurgusunu da ele alarak irdelemeyi amaçlamaktadır.

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk romanının en özgün yazarlarından biridir. Aylak Adam (1959) ve Anayurt Oteli (1973) gibi varoluşçu felsefenin absürt (saçma) kavramıyla birey ve bireyin yaşam algısı bağlamında belirgin bir ilişki içinde olan iki önemli romanının ardından kaleme aldığı Canistan (2000), yazarın üçüncü ve son romanıdır. Yazar, bu romanının dördüncü ve son bölümünü tamamlayamadan vefat etmiştir. Eser, mekân ve roman kişileri bağlamında değerlendirildiğinde “köy romanı” kategorisine dahil edilebilirse de, mekân ve bireyi ele alış tarzı bakımından kesinlikle ayrı bir yerdedir. Bu ayrıksılığı yaratan da, bir suç ve ceza teması etrafında gelişen bir vakanın anlatıldığı romanın felsefî dayanağının varoluşçuluk ve bağlantılı olarak absürt kavramı oluşudur. Bu durum, geri kalmışlık, yoksulluk ve eğitimsizlik gibi sürekli yinelenen temalar etrafında sınıf çatışmasını merkeze alan diğer köy romanlarıyla arasındaki en belirgin farktır. Varoluşçu felsefenin üzerinde yoğunlaştığı iletişimsiz, uyumsuz, yabancılaşmış bireyle, bu roman dolayısıyla kentte değil, köyde karşılaşmaktayız. Canistan, bu nedenle, yani 1950 sonrası Türk roman ve hikâyesinin başat edebî akımlarından biri olan varoluşçuluğu, köyde (bile) algılanabilir kılması nedeniyle dikkate değer özelliktedir. Roman, Rumeli göçmeni çok yoksul bir ailenin oğlu olan Selim’in, henüz sekiz yaşındayken yanaşma olarak verildiği bir çiftlikte, çocukluk yıllarını birlikte geçirdiği ağanın oğluyla yıllar sonra bir araya gelişleri ile açılmaktadır. Bu ilk bölümde, bir çete reisi olan Selim’in, yıllar sonra köyüne dönerek, geçmişte belirgin hiçbir kötü olay yaşamadıkları ağanın oğlu Ali’nin evine yaptığı baskın ve bu baskın sırasında gerçekleşen feci işkence olayı anlatılmaktadır. Yusuf Atılgan Canistan’da söz konusu suç ve ceza temasını yaratan olgu olan bu işkencenin öyküsünü anlatmaktadır1 . 
Özellikle Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nden yola çıkarak, Yusuf Atılgan’ın modern insanın yalnızlığı
ve yabancılaşması üzerinde durduğu söylenebilir. Fakat Canistan’da seçtiği mekân ve baş karakterin yapısı göz önüne alındığında Atılgan’ın yalnızlık ve yabancılaşma olgusunu, mekân / insan ilişkisi bağlamında değerlendirdiğimizde modernizmin ötesinde, bireyin yapısal bir özelliği gibi gördüğü sonucunu çıkarabiliriz. Yani yabancılaşma, modernizmin yan etkisi değildir bu romanda. Nitekim Selim, eğitimsiz bir köylü gencidir. Bütün yaşamı da köy ve kasabalarda, yani kente göre daha dar ve baskıcı ortamlarda mümkün olduğu kadar insanlardan uzak ve yalnız geçmiştir. Bu uyumsuz, saldırgan ve içe dönük gençte, içten gelen kuvvetli bir eşitlik, hükmetme ve saygı görme arzusu vardır. Bu psikolojik, sosyal altyapı ile inşa edilen Selim adlı karakterin, nedenleri ile eylemleri arasında (cinsellik, aşağılanma, işkence) ve bizzat gerçekleştirdiği ya da çevresinde gerçekleşen eylemler ile bunlara yönelik algıları arasında (“anormal cinsel deneyim/ aşağılanma”- “işkence /düşmanla savaşmak için yardım toplama”- “askerden kaçma/sonra işgal edilmiş karakola intihar saldırısı düzenleme”) açık bir çelişki bulunmaktadır. İşte bu neden / sonuç bağdaşmazlığı da anlamsızlığı yaratmaktadır. Bütün bunlar da Selim’i bir anti- kahramana dönüştürmektedir. Şüphesiz anlamsızlık da davranışsal açıdan bir sonuçtur. Yani insanlar anlamsız davranabilirler. Nedenlerle eylemlerin örtüşmemesi; olaylara, durumlara, mantıksal ve duygusal açıdan “doğru” olarak tanımlanamayacak anlamlar yüklemek de -özellikle patolojik karakterler açısndan- şüphesiz kabul edilebilir bir durumdur. İşte Yusuf Atılgan’ın diğer iki romanında gerçekleştirdiği budur. Fakat Canistan’da bu neden/sonuç bağdaşmazlığı yeterince iyi kurgulanamamıştır. Yani okur, bu anlamsızlığa bir anlam veremez. Şüphesiz karakter yaratımı ve kurgu bağlamında gözlemlediğimiz eksiklikler yazarın romanı tamamlayamamasının, Canistan’ın bu hâliyle bir tür taslak roman olmasının sonuçlarıdır. Eğer fırsat bulabilseydi Atılgan’ın amaçladığını gerçekleştirecek kudrette büyük bir yazar olduğuna ise Aylak Adam ve Anayurt Oteli en büyük kanıttır. Sonuç olarak, Canistan, Türk edebiyat tarihi içinde oldukça değişik bir konuyu, ilginç bir kurgu içinde ve tartışmalı kişiliği ile bir anti-kahraman görüntüsü çizen roman başkişisi aracılığıyla yansıtma denemesi nedeniyle önemlidir. 

Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget