Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

YUKARI MENDERES HAVZASI NEOLİTİK ve ERKEN KALKOLİTİK ÇAĞ YERLEŞİMLERİNİN MATERYAL KÜLTÜR VE İSKÂN DÜZENİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

YUKARI MENDERES HAVZASI NEOLİTİK ve ERKEN KALKOLİTİK ÇAĞ YERLEŞİMLERİNİN MATERYAL KÜLTÜR VE İSKÂN DÜZENİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Yukarı Menderes Havzası’nın Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağ yerleşimlerini ele alan bu makale, sistematik yüzey araştırması verileri kullanılarak, bölgenin materyal kültürü ve yerleşim düzenine ilişkin değerlendirmeler yapmayı hedeflemektedir. Yukarı Menderes Havzası yüzey araştırması verileri 17 yerleşim yerinin Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağı’nda iskân edildiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu yerleşimlerin materyal kültürü üzerinden yapılan değerlendirmeler bölgenin, Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağı’nda, Göller Yöresi ile özdeş bir kültüre sahip olduğunu göstermektedir. Söz konusu höyüklerin yer seçimi ve yerleşim düzenine bakıldığında ise, Geç Neolitik Çağı’nın erken safhalarında ovanın yanı sıra dağ ve plato alanlarının yaşam alanı olarak seçildiği, Geç Neolitik-Erken Kalkolitik Çağı’nda ise yerleşimlerin artış göstererek havzanın ova düzeyinde nehir ve göl kenarlarına konumlandığı anlaşılır.

Yukarı Menderes Havzası, Batı Anadolu’da, bugünkü Denizli İli sınırları içerisindeki Çal, Baklan ve Çivril ilçelerini kapsayan son derece geniş bir alanda yer almaktadır. Bölge, deniz seviyesinden 800-850 m. yükseklikte yer alan 815.6 km2’lik bir havza tabanı ve bu havza tabanını çevreleyen, dağ, plato ve tepelerden oluşan 1426 km2’lik bir alana yayılan havza çerçevesi ile “içe kapalı” özellikte bir topografyaya sahiptir. Diğer yandan havza, çevre bölgeler ile iletişimi sağlayan doğal güzergâhlar üzerinde bulunmaktadır; havzanın kuzeydoğusundaki Küfü Çayı Boğazı ve Düzbel Geçidi Afyon Sandıklı Ovası’na, kuzeyindeki vadi Uşak’a, doğusundaki doğal güzergâh ise Dinar’a ve sonrasında Göller Yöresi’ne ulaşmaktadır. Havzanın geniş düzlüklerini verimli kılan çok sayıda su kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri; 584 km. uzunluğu ile yalnızca Menderes Havzası’nın değil aynı zamanda Ege Bölgesi’nin en büyük akarsuyu olan Büyük  Menderes Nehri ve havzanın kuzeydoğusunda yer alan Küfü Çayı’dır (Ceylan, 1998: 60). Ayrıca bölgede halen varlığını sürdüren göller ve kurumuş eski göl yatakları da bulunmaktadır. 

Tüm bu coğrafi özelliklerin, havzanın gerek tarih öncesi çağlarda gerekse sonraki süreçte yoğun olarak iskân görmesinde etkili olduğu düşünülebilir. Nitekim bugüne kadar yapılan arkeolojik araştırmalar, havzadaki iskânın Geç Neolitik Çağı’nda başladığını ortaya koymuştur. Bu makalenin konusunu da oluşturan Neolitik ve Erken Kalkolitik sürece ilişkin ilk veriler, James Mellaart’ın Yukarı Menderes Havzası’nı da kapsayan Güneybatı Anadolu yüzey araştırmasından gelmektedir. Yalnızca iki yerleşim yerinin tanıtıldığı bu araştırmadaki veriler, “Hacılar Boyalıları” olarak tanımlanan keramiklerden ibaret olup (Mellaart, 1954: 183, 185, 188, Fig. 36, 54), materyal kültürün ötesinde herhangi bir veri sunmamaktadır. Bu dönem hakkında daha detaylı arkeolojik verilere ise 2003-2010 yılları arasında Prof. Dr. Eşref Abay başkanlığında gerçekleştirilen (Abay ve Dedeoğlu, 2005; Abay ve Dedeoğlu, 2007; Dedeoğlu, 2008; Dedeoğlu, 2010; Abay, 2011) ve 2011 yılından itibaren tarafımdan havzanın dağlık kesiminde devam ettirilen (Dedeoğlu, 2012) yüzey araştırmalarıyla ulaşılmıştır. Her iki araştırma sonucunda Neolitik ve Erken Kalkolitik süreçte iskân görmüş 17 yerleşim yeri tespit edilmiştir. Makalede bu yerleşimlerin arkeolojik verileri detaylı bir biçimde ele alınarak, Yukarı Menderes Havzası’nın bu süreçteki materyal kültürü ve yerleşim düzenine ilişkin değerlendirmelerin yapılması hedeflenmektedir. Kronolojik ve Kültürel Tanım Yukarı Menderes Havzası’nın da dâhil olduğu Güneybatı Anadolu’nun Neolitik Çağı kronolojisine ilişkin bilgilerimiz daha çok Göller Yöresi’nden ve Antalya, Teke Yarımadası’nda (Antik Likya) yer alan Elmalı Ovası’nda gerçekleştirilen kazılar sonucu elde edilmiştir. Bölge ilk olarak J. Mellaart’ın Güneybatı Anadolu’nun tamamını içeren bir yüzey araştırması kapsamında araştırılmış (Mellaart, 1954; Mellaart, 1961) ve bu araştırmaların sonucu olarak 1957-1960 yılları arasında Hacılar Höyük’te kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. J. Mellaart tarafından Hacılar Höyük kazılarına dayandırılarak oluşturulan Neolitik ve Erken Kalkolitik Dönem kronolojisi, 1970’lerin sonundan itibaren R. Duru’nun gerek Hacılar’da gerekse Kuruçay, Bademağacı ve Höyücek’te gerçekleştirdiği kazılardan elde edilen veriler sayesinde yeniden ele alınmıştır. Diğer yandan aynı yıllarda M. Özsait tarafından Burdur ve Isparta civarında (Özsait, 1991) gerçekleştirilen yüzey araştırmaları sonucunda da, Hacılar Höyük’ten bilinen “Neolitik ve Erken Kalkolitik Kültür”ü temsil eden keramiklerin bulunduğu çok sayıda yerleşim keşfedilmiştir. 

Söz konusu araştırmaların yanında Büyük Menderes Havzası’nda K. Erim başkanlığında yürütülen ve M.S. Joukowsky tarafından yayınlanan, Aphrodisias-Pekmeztepe’de, sınırlı çapta da olsa da Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik sürece ilişkin bazı bulgulara ulaşılmıştır (Joukowsky, 1986: 59-61). Büyük Menderes Havzası’nda yer alan ve kazı çalışmaları S. Günel tarafından yürütülen Tepecik/Çine Höyük’te (Günel, 2003: 719 vd.; Günel, 2006a: 403), Denizli sınırlı içinde yer alan Laodikeia (Şimşek, 2013: 470) ve Tripolis antik kentinde yer alan Akkaya Höyük’te (Konakçı, baskıda), “Hacılar Boyalıları” ile benzer keramik örneklerinin olduğu belirtilmiştir. Ancak bugüne kadar gerçekleştirilen kazı çalışmalarında henüz söz konusu kültürü temsil eden tabakalara ulaşılamamıştır. Bafa Gölü’nün kenarında yer alan Latmos (Beşparmak) Dağları’nda yapılan arkeolojik araştırmalarda, içerisinde birçok prehistorik duvar resmini barındıran mağara yerleşimleri bulunmuş ve gerçekleştirilen kazı çalışmalarında Geç Neolitik-E. Kalkolitik süreci temsil eden keramiklere rastlanmıştır (Peshlow-Bindokat, 2006: 87). Bölgede, son derece sınırlı çapta kazı çalışmalarının gerçekleştirildiği bu üç merkez dışında, yüzey araştırması çalışmaları da yürütülmüştür; E.Akdeniz (Akdeniz, 1997; Akdeniz, 1999) ve S. Günel’in (Günel, 2003; Günel, 2006a; Günel, 2006b), Aydın ve civarında gerçekleştirdikleri yüzey araştırmalarında bazı Neolitik ve E.Kalkolitik Dönem merkezleri tespit edilmiştir. Söz konusu merkezlerde de monokrom keramiklerin yanı sıra “Hacılar Boyalıları” olarak tanımlanan örneklerin var olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar Büyük Menderes Havzası’nda gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar, bölgenin kronolojik gelişimine ilişkin detaylı veri sunmasa da, bölgede Göller Yöresi Geç Neolitik ve E. Kalkolitik süreci ile ilişkili bir kültürün varlığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Göller Yöresi, Yukarı Menderes Havzası’nın da içinde yer aldığı Güneybatı Anadolu Geç Neolitik ve E. Kalkolitik sürecinin kronolojik ve kültürel tanımına ilişkin veri sağlayan tek anahtar bölge olma özelliğini korumaktadır.

Yukarı Menderes Havzası Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağ Yerleşimleri Yukarı Menderes Havzası’nda Neolitik ve Erken Kalkolitik sürece tarihlenen 17 yerleşim yerinin, 13’ü havzanın ova kesiminde, 4’ü ise dağ ve plato kesiminde yer almaktadır. Bu yerleşimlerden toplanan keramik örnekleri, Göller Yöresi yerleşimleri ile benzerlik göstermekte ve havzanın, Neolitiğin hem “Erken Neolitik II” olarak tanımlanan erken safhasında hem de Geç Neolitik-Erken Kalkolitik süreçte iskân edildiğini işaret etmektedir.Genel olarak değerlendirildiğinde, tespit edilen keramiklerin, monokrom ve boya bezemeli olmak üzere iki grup altında sınıflandırılabileceği görülmektedir. Her iki grubu da temsil eden keramikler kaliteli olup kaba mal hemen hiç tespit edilmemiştir. Monokrom keramikler, genellikle kahverengi ve kızıl kahve hamur renkli, çeşitli yoğunluklarda taşçık ve mika katkılı olup, az sayıdaki örnekte kireç katkı görülmektedir.

İyi ya da orta derecede pişirilmiş olan kapların bir kısmında çeşitli renklerde hamur özü gözlenmektedir. Astarlı ve kendinden astarlı örneklerin ağırlıklı olduğu keramiklerin bir kısmında ise astar ya da açkı uygulaması yoktur. Bazı kapların üzerinde alacalanma görülmektedir. Astar renkleri arasında en yoğun grubu kırmızı, kızılkahve ve kahverengi örnekler oluşturmaktadır. Monokrom keramiklerde tespit edilen kap biçimleri arasında en yoğun grubu, çömlekler ya da derin çanaklar oluşturmaktadır. Dışa dönük ya da basit ağız kenarlı, yarı küresel ya da küresel gövdeli boyunsuz (Fig. 2: 1, Fig. 3: 1), içe kapanan ya da dik duruşlu kısa boyunlu (Fig.2: 2, 8, 10, 13; Fig.3: 5, 6, 9, 7, 22; Fig.4: 14,16; Fig.5: 6,7, 9, 10, 13, 16), dışa açılan kısa ya da belirgin boyunlu çömlekler (Fig.2: 4, 7,11; Fig.3: 2, 6-8; Fig.4: 13,15, 17, 19-21, 23, 26), dışa açılan ya da hafif içe kapanan s-profilli çömlekler (Fig.2: 3,17; Fig.3: 7, Fig.5: 1) sıklıkla görülen kap biçimleri arasındadır. Sayısı daha az olmakla birlikte, basit ağız kenarlı yarı küresel ya da konik gövdeli (Fig.2: 12, 15; Fig.4: 4, 6,8; Fig.5: 11-12, 15), s-profilli ya da omurgalı (Fig.2: 16, Fig.4: 2, 3, 7; çanak ve kâseler de diğer kap biçimleri arasındadır. Boya bezemeli keramikler ise, açık kahve ya da devetüyü rengi ağırlıklı olmak üzere kızıl-kahve ve kahverengi hamur rengine sahiptir. İyi bir biçimde arındırılmış olan kilde, küçük taşçık ve kireç katkı gözlenmektedir. Kahverengi, kızıl-kahve ve krem renkli astarlı olan keramiklerin üzerine, kırmızı, beyaz ya da kahverengi birbirine koşut biçimde yapılmış yatay ya da dikey bantlar, çapraz taramalardan oluşan geometrik ya da fantastik motiflerden oluşan boya bezeme uygulanmıştır. Keramiklerin formları arasında, basit ağız kenarlı dışa açılan uzun boyunlu (Fig.6: 1, 3-4), içe kapanan, kısa boyunlu küresel gövdeli (Fig.6: 27) çömleklerin yanı sıra dışa açılan ya da dik duruşlu, konik ya da yarı küresel gövdeli (Fig.6: 7-15, 26, 28) çanak ya da kâseler bulunmaktadır. Her iki grup keramiğe ait olabilecek, düz, halka ve disk olmak üzere üç tür dip biçimi tespit edilmiştir (Fig.5: 17- 18, 20-23, 25-29). Aynı zamanda oval ve kare biçimli kaplara ait olabilecek de dipler tespit edilmiştir (Fig.5: 19-27). Dikine ip delikli tüp biçimli tutamaklar (Fig. 3: 13-14; Fig. 4: 27- 32), kulplar (Fig.3:16; Fig.4: 35-36) ve yumrular (Fig.4: 33-34) dışında kapların cidar kısmından içe ya da dışa doğru açılmış kulplu kaplar (Fig.3: 15; Fig.4: 11) bulunan örnekler arasındadır. Yukarı Menderes Havzası yerleşimlerinin tarihlendirilmesinde ön plana çıkan bazı kap biçimleri bulunmaktadır. Örneğin kabın cidar kısmından dış yüzeyine doğru açılmış kulplar Hacılar’ın IX. tabakasında görülmekte olup (Mellaart, 1970: 245: Fig.129) Yukarı Menderes Havzası’nda da tespit edilmiştir (Figür 3: 15). Bu tarz keramiklerin değişik bir türü, kabın yine ağız kenarına yakın bir yerinden ancak bu sefer cidardan değil, kabın dış yüzüne kil eklenerek, hafif kabartma şeklinde görünüm kazandırılmış kulplardır (Fig.3: 15). Bu tarz keramiklerin benzer örnekleri Hacılar’ın VI. tabakasında da mevcuttur (Mellaart, 1970: 261: Fig.13). Göller Yöresi yerleşimlerinin ağırlıklı olarak Neolitik tabakalarında görülen ve Erken Kalkolitik’in ilk süreçlerinden itibaren azalıp neredeyse ortadan kalkan (Hacılar III, Mellaart, 1970: 293-301) Kuruçay 7 (Duru, 1994: 46- 50; Lev.159-184), Höyücek KAD (Duru ve Umurtak, 2005: 78) dikine ip delikli tüp biçimli tutamaklar, Yukarı Menderes Havzası’ndaki bazı yerleşimlerde çok sayıda görülmektedir. Erken Kalkolitik süreçte ortaya çıkıp, bu sürecin son safhasına kadar devam eden (Hacılar I) fantastik motifler (Mellaart, 1970: 350-356; Duru, 2008: 69) yine Yukarı Menderes Havzası yerleşimlerinin tarihlenmesinde önemlidir. Yukarı Menderes Havzası’nda Erken Kalkolik sürecin en son safhasında da (Hacılar I, Kuruçay 7, Bademağacı EK, Höyücek KB) iskânın devam ettiğini olduğunu gösteren, kırmızı üzerine beyaz boyalı keramikler, dikdörtgen biçimli kaplar ve hem içi hem de dışı yoğun biçimde boya bezeli sığ çanak ya da kâseler de tespit edilen keramik örnekleri arasındadır.

Yer Seçimi ve İskân Düzeni Yukarı Menderes Havzası’nda tespit ettiğimiz Neolitik ve Erken Kalkolitik yerleşimlerin, havzanın hem ova hem de dağlık kesiminde konumlandığı görülmektedir. Öte yandan havzanın ova düzlemini çevreleyen plato ve dağlık kesiminde yer alan yerleşimlerin tamamının Geç Neolitik Çağa tarihlenmesi dikkat çekicidir Bu yerleşimlerde sadece Göller Yöresi Neolitiğinin erken safhalarına tarihlenen monokrom keramiklerin benzerleri bulunmuştur. Domuz Deresi, Oruçgazi, Özdemirciler ve Selcen-Örenarası olarak adlandırılan bu yerleşimlerden, Oruçgazi, havzanın kuzey tarafındaki Karabedirler platosunda, Selcen-Örenarası yerleşimi ise Çal’ın kuzeyindeki plato düzlüğünde konumlanmıştır. Özdemirciler Höyük, havzanın güney tarafındaki Özdemirciler platosunda yer alırken Domuzderesi yerleşimi, Beşparmak Dağları içindeki ormanlık alanda bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 860 ila 1081 metre yüksekliğe sahip bu olan yerleşimler 1-1.5 hektarlık bir alana yayılmaktadır. Bulundukları topografik konum ve doğal çevre itibariyle, bu yerleşimlerin geçim biçiminde avcılık ve toplayıcılığın önemli payı olduğu düşünülebilir. Nitekim farklı ekolojik nişleri barındıran dağ ve platolar, yerleşimler için çeşitli besin kaynaklarından tüm yıl süresince ya da mevsimlere göre etkin olarak yararlanılmasını sağlayan alanlardır. 

Havzanın ova kesiminde de söz konusu yerleşimler ile eşzamanlı olarak iskân edilmiş höyüklerin olduğu bilinmektedir. Örneğin ova üzerinde doğal bir tepe üzerinde konumlanmış olan Ekşi Höyük ve Kepir Höyük, Geç Neolitik Çağın erken evrelerine de tarihlenen keramiklerin tespit edildiği yerleşimlerdendir. Zira ova yerleşimlerinin birçoğunda Geç Neolitik ile Erken Kalkolitik çağların bir arada görüldüğünü söylemek mümkündür. Buna karşın aynı süreklilik dağ ve plato kesiminde yer alan yerleşimlerde tespit edilmemiş, bu alanlardaki yerleşimlerde Erken Kalkolitik Çağda iskânının sürmediği anlaşılmıştır.

Sonuç olarak, Yukarı Menderes Havzası’nda tespit edilen 17 yerleşim, havzanın, Göller Yöresi Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağ yerleşimleri ile özdeş bir kültüre sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Geç Neolitik Çağın son safhalarında ortaya çıkan ve özellikle Erken Kalkolitik Çağı için karakteristik “Hacılar Boyalıları” olarak adlandırılan keramik örneklerinin Yukarı Menderes Havzası’nda birçok höyükte benzerlerinin olması, önceleri yalnızca Göller Yöresi ile sınırlı olduğu düşünülen bu kültürün yayılım alanının bugüne kadar tanımlanandan çok daha geniş olduğunu göstermektedir. Son yıllarda Laodikeia, Tripolis sınırları içinde yer alan Akkaya Höyük, Çine/Tepecik Höyük ve Latmos’ta gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında “Hacılar Boyalıları” ile benzer keramik örneklerinin tespit edilmesi, söz konusu kültürün Yukarı Menderes Havzası’nın ötesinde Büyük Menderes Havzası boyunca yayıldığını ortaya koyar niteliktedir. Nitekim Küçük Menderes ve Gediz Nehri havzalarında yapılan arkeolojik araştırmalardan elde edilen veriler, bölgenin aynı süre zarfında Göller Yöresi ile ortak bazı unsurları paylaşmakla beraber, kendine özgü maddi kültür öğeleri ile tanımlandığını ve bu bağlamda Göller Yöresi Neolitik-Erken Kalkolitik Çağı kültürünün kuzey sınırını oluşturduğunu göstermiştir. Havzadaki yerleşimlerin yer seçimi ve iskân düzenine bakıldığında ise havzanın ova kesiminin yanı sıra dağ ve plato alanlarının Geç Neolitik Çağ süresince tercih edilen alanlar olduğu, Erken Kalkolitik Çağda bu alanlardaki iskânın tamamıyla ova kesimine kaydığı gözlenmektedir. Bu durum Geç Neolitik Çağın son safhaları ya da Erken Kalkolitik Çağda yerleşimlerin geçim biçimindeki farklılaşmanın yansıması olarak düşünülebilir.

Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget