Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

TOPLUMSALLAŞMA VE BİREYSELLEŞME ÇELİŞKİSİNDE “ÖĞRENCİ EVLERİ”

TOPLUMSALLAŞMA VE BİREYSELLEŞME ÇELİŞKİSİNDE “ÖĞRENCİ EVLERİ” 


Öğrencilerin yaşadıkları evlerdeki toplumsallaşma sürecinde karşılaştıkları sorunlara dikkat çeken bu çalışmada, 8 öğrenciden oluşan bir gruba Likert tutum ölçeği nicel araştırma yöntemi ve odak grubu görüşmesi nitel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Odak grubu görüşmesinden elde edilen verilerin bulgulara dönüştürülmesinde içerik analizi ve alt teori birlikte kullanılmıştır. Ayrıca, verilerin güvenilir ve geçerliliğini artırmak için hem en fazla hem de en az kullanılan kodların içinde geçtiği her 3 bağlama (cümle/paragraf) söylem analizi nitel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarından biri de, öğrencilerin ev içi bireysel rol dağılımında önemli sorunlarla karşılaştıkları bu evleri geri dönüşlü olarak ideal, kendim olabildiğim, özgürlük ortamı, olgunlaşma vb. gibi olumlu soyutlamalarla tanımlamasıdır. 

Üniversite öğrencilerinin büyük bir bölümü, çeşitli nedenlerle kendi yerleşim yerlerinin dışındaki üniversitelere gitmeyi tercih etmektedirler. Böylece, aile, akraba, çevre ve topluluk baskısından kurtulmaktadırlar. Ancak, hangi üniversiteye gideceğine özgürce karar verebilen bir öğrenci nerede kalabileceği konusunda ailesinin önerileri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmaktadır. Ne var ki, öğrenci evi gerçekliğini bir model haline getiren öğrencilerin önemli bir bölümü de, yurtta kalmaya hak kazanamayan öğrencilerden birkaçı ile bir araya gelip aynı evde yaşamaya başlayınca, ailesinin önerisi ve tercihi ile bir süre öğrenci yurtlarında kalan öğrenciler, ev tutma konusunda ailelerini ikna edebilmekte başarılı olmaktadır. İşte öğrencilerin asıl sorunları ortak yaşam (alanı) paylaşımı anlamına gelen bu aşamadan sonra başlamaktadır. 

Ancak, ortak yaşamı zorunlu kılan öğrenci evleri, Marx’ın ileri sürdüğü gibi mülkiyet veya sahip olma(ma) durumuna göre şekillenmek yerine bireysel performansa ve diğerlerini etkileyebilme yeti, beceri ve sanatına göre şekillenir. Diğerlerini etkileyebilmenin ölçütü, varsayıldığı gibi yemek yapmak, bulaşık yıkamak, temizlik yapmak, ütü yapmak, vb. gibi ev içi normlara uygun hareket etmek değil; tam tersine ön plana çıkmış bireysel bir yaşam biçiminin oluşmasıdır. Bireysel yaşam biçiminin şekillenmesiyle birlikte öncelikle bir farklılaşma eğilimi belirir, daha sonra ise farklılaşan birey diğerlerinin önemli bir rol modeli (çekim alanı) haline gelir. Öğrenci evlerindeki toplumsallaşma sürecinde öğrencilerin birebir karşı karşıya kaldıkları temel sorunları sosyolojik açıdan ele alan bu çalışmanın hareket noktası yazarların öğrencilik yıllarında geçen en az 15 yıllık süre ekonomik, iletişim, teknolojik ve kültürel olarak tamamen farklı bir küreselleşme sürecini tüketim temelinde somutlaştırmış, küreselleşme sürecindeki somutlaşma ise öğrenci evlerinin günümüzdeki sorunlarını belirgin bir şekilde değiştirmiştir. 

Gerçekten de, 15 yıl önceki öğrenci evlerinin sorunları hemşehrilik ve ev içi görev dağılımı bilinci temelindeki gruplaşma eğilimi iken, günümüzde daha çok özgürlüklerin kısıtlanması sorunu haline dönüşmüştür. Öğrenci evlerinin sorunlarının dönüşümünde hiç kuşku yok ki sosyolojik anlamda merkezilik ve evrensellik ilkelerine dayanan modern toplum yapısının yerellik ve özgürlük anlayışına denk düştüğü öne sürülen postmodernist toplum yapısına dönüşümü önemli bir rol oynamıştır. Bu bağlamda, daha geniş bir toplumun küçük bir profilini oluşturan öğrenci evlerinde artık, yemek yapmak, yemek yemek, çamaşır yıkamak, temizlik vb. gibi sorunlar, yerini çağdaş batı toplumlarındaki gibi içinde hazır-hızlı yemek yenen (fast food), film izlenebilen (sinema), eğlenilebilen alış-veriş merkezlerini ve çamaşır yıkanabilen bazı işletmeleri de beraberinde getirmiştir. Tüm bu gereksinimlerin “ev-dışı” ortamlarda karşılanmaya başlaması ile birlikte yaklaşık 15 yıl önce ev eşyalarının paylaşımı başta olmak üzere birlikte yemek yapma ve yeme, bulaşık yıkama, temizlik yapma, ütü yapma ve hatta ev gezmelerine gitme gibi işlevlere sahip olan öğrenci evleri, adeta bir otel ya da pansiyon işlevi ile sınırlı bir hale gelmiştir. Ortak bir yaşam kurma gereksinimi bireysel bir yaşam biçiminin gerisinde kaldığı için “ev arkadaşlığı” kavramı bile ortadan kalkmış yerine “arkadaş” kavramı kullanılır olmuştur. Gerçekten de, bireysel internet kullanımı (messenger, facebook, twitter), cep telefonlarının yaygınlaşması, öğrencilerin yaşadığı ortamdaki etkileşim istek, beklenti ve gerekliliği dikkate değer ölçüde azalmıştır.

Öğrencilerin yaşadıkları ortamdaki sorunlarını Likert Tutum Ölçeği gibi nicel ve odak grubu, alt teori, söylem analizi ve içerik analizi gibi nitel araştırma yöntemlerini bir arada kullanarak gündeme getirmeye çalışan bu çalışmadan elde edilen en önemli bulgu, öğrencilerin bireysel rol dağılımında önemli sorunlarla karşılaştıkları bu evleri geri dönüşlü olarak ideal, kendim olabildiğim, özgürlük ortamı, olgunlaşma vb. gibi olumlu soyutlamalarla tanımlamasıdır. Özgürlük kazanma, rahatlık, kendilerine ayrılan zamanın artışı ve sorunlarını birebir kendilerinin çözmesine olanak tanıması açısından öğrenci evleri ideal ortamlardır. Ancak, aile evi kadar güvenli olmaması, düzenin yürümemesi, yemek ve elbiselerin hazır olmayışı, artan ev içi sorumluluklar, herkesin eşit düzeyde hamarat olmayışı, temizlik gibi sorunların yanı sıra bir de evin küçük, dar, basık ve hepsinden de önemlisi güneş görmemesi, öğrencilerin hayallerindeki evin ideallik düzeyini belirgin bir şekilde azaltmaktadır. Bu temel bulgu ile örtüşen diğer bulgular ise şu şekilde tartışmaya açılabilir: Bu temel bulguyu destekleyen ikinci bulgu, öğrencilerin en önemli sorun alanının ev yaşamı ve toplumsallaşma kategorileri olduğuna ilişkindir. 

Öğrencilerin en önemli sorun alanlarının bu iki kategoriye yoğunlaşmasının en önemli nedeni, aile evinden farklı olarak ev bireylerinin farklı kültürlerden gelip ortak yaşam alanı oluşturmaya çalışmaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir ortak yaşam alanının oluşturulmaya çalışılması, aynı zamanda bireysel yaşam biçimlerinin ortak bir noktada buluş(turul)masını zorunlu kılmaktadır. Gerçekten de, öğrenci evindeki pek çok sorunun temelinde bireysel yaşam biçimlerinin geri plana atılmasındaki güçlükler ve buna bağlı olarak benzerliklere dayalı bir “öğrenci evi yaşam biçimi”nin kurulamaması yatmaktadır. Öyle ki, hemen hemen hiçbir öğrenci, öğrenci evine gelmeden önceki davranış, alışkanlık, tercih ve tutumunu geri plana itmek istemediği halde ortak bir yaşam alanının oluşumunun özlemini dile getirmektedir. Ancak, öğrenciler tüm bu bireysellikler geri plana itilmeden ortak bir yaşam alanının kurulamayacağını göz önünde bulundurmalıdır. Söz konusu bu sorun oda seçimi başta olmak üzere yemek yapmak, bulaşık yıkamak, çamaşır yıkamak, ütü yapmak, temizlik, fatura ödemek, kira ödemek, pazara gitmek, alış-veriş yapmak vb. gibi ev içi rol dağılımı ile pekişmektedir. Bir süre sonra kaynağı ve çıkış noktası unutulan bu sorunlar yumağı, bazı öğrenciler ders çalışırken diğerlerinin yüksek sesle televizyon izlemesi, bazıları uyurken diğerlerinin gürültü yapması, bazıları ders çalışırken diğerlerinin getirdiği ev dışı arkadaşları ile oyunlar oynaması ile daha da derinleşmektedir. Bu psikolojik gerilim süreci, iletişim ve bilgi akışını hızlandıran internet ve cep telefonu gibi araçların da yaygınlaşıp etkin bir şekilde kullanılmasıyla birlikte öğrencileri aile evine gitmede daha çok yüreklendirmektedir. Sürekli aile evine gitme eğilimi ise öğrencilerin bireysel farklılıklarının geri plana itilme olanağına bağlı olarak ortak yaşamın kurulmasını dikkate değer ölçüde azaltıcı yönde işlev görmektedir. 

Gerçekten de öğrencilerin vize ve final sınavlarının hem öncesinde hem de sonrasında aile evine gitme isteğinin nedeni çalışmanın bu ilk bulgusu ile yakından ilişkilidir. Üçüncü bulgu, öğrenci evlerindeki ev yaşamı ve toplumsallaşma kategorilerine ilişkin tüm bu sorunların odak grubu görüşmesi esnasında dile getirilen farklılaşma kategorisi ile duygusal tepkiler boyutuna taşınmasına ilişkindir. Bu, uzlaşma, arabuculuk, hakemlik vb. gibi akılmantık yolu ile çözülebilecek olan sorunların çözümsüzleşe(bile)ceği anlamına gelir. Bu aşamadan sonra farklılaşma kategorisi bireysel yaşam biçiminin oluşumuna ivme kazandırıcı bir işlev görmeye başlar. Bu bağlamda, tüm bu öğrenci evindeki sorunlar, öğrencilerin içinde hazır-hızlı yemek yenen (fast food), film izlenebilen (sinema), eğlenilebilen alış-veriş merkezleri gibi ev-dışı alan-mekanlarda daha fazla zaman geçirmesi ile sonuçlanır. Böylece, pek çok gereksinimlerin eşit bir rol dağılımı ışığında karşılanması ve ortak yaşam alanı oluşturulması temeli üzerine kurulu olan öğrenci evleri, adeta bir otel ya da pansiyon işlevi ile sınırlı hale gelmeye başlar. Artık bu aşmadan sonra öğrenci evleri, gerektiğinde sadece akşamdan akşama uğranan bir konaklama merkezi niteliğinden fazla anlam ifade etmez. Dördüncü bulgu, öğrenci evleri üzerindeki geniş toplumun baskısının her geçen gün daha da azalmasına ilişkindir. Zaten öğrenci evlerindeki bireysel yaşam biçiminin pekişmesine ivme kazandıran etkenlerden biri alış-veriş merkezleri, diğeri ise yaygınlık kazanan internet olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bireyi dönüştüren iki temel mekanizma olarak değerlendirilebilecek olan alış-veriş merkezleri ve internet, öte yandan, yeni-liberalizmin vazgeçilmez temel koşulunu oluşturan bireycilik yaklaşımının daha da benimsenmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Kaldı ki, yeni-liberalizmin bireycilik anlayışı, grup olarak öğrenci yerine tüketim yapan “öğrenci bireyi” daha çok tercih edecektir. Gerçekten de, bireysel yaşam biçiminin son yıllarda ön plana çıkmasını en azından sosyolojik anlamda açıklayabilmek için sınıf bilincinin yerini alan tüketim eğiliminin derinlemesine analizine duyulan gereksinim her geçen gün daha fazla artmaktadır. Üstelik, daha önceki yıllarda öğrencilerin temel sorunu olan “ev bulma kaygısı” bile büyük ölçüde aşılmıştır. Bu bağlamda, sadece Denizli’de değil üniversite olan hemen hemen tüm kentlerde artık emlakçılar, öğrencilere verebilecekleri ev ile ailelere verebilecekleri evleri kategorik olarak birbirinden ayırmış durumdadır. 

O kadar ki, apart dairelerini öğrencilere kiralayan ev sahipleri dairesinde nasıl öğrencilerin kaldıklarını bile bilmemektedir. Günümüzde öğrencilerin ev ortamında yaşamalarına tek engel kendi ailelerinin yurtta kalmalarına ilişkin ısrarlı tutumudur. Ancak, bu çalışmadan, bu engelin de çok kısa bir zaman sürecinde aşılabileceğini gündeme getirebilecek önemli bulgular elde edildiğini ortaya koymak gerekir. 

Bütün bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, öğrenci evlerinin ev yaşamı, toplumsallaşma eğilimi, farklılaşma düzeyi, yaşadıkları ortamı tanımlamada kullandıkları soyutlamalar, baskı ve bireysel yaşam biçimi olmadan en azından sosyolojik bakış açısından anlaşılamayacağı açıkça ortaya çıkar.


Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget