Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMININ SANAT EĞİTİMİ İLKELERİNİN İNCELENMESİ

İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMININ SANAT EĞİTİMİ İLKELERİNİN İNCELENMESİ 

Bu araştırmanın amacı; ilköğretim ikinci kademe “Görsel Sanatlar Dersi Programı”na yön veren ilkelerin ne ölçüde uygulanabildiğini öğretmen görüşlerinden de yararlanılarak belirlemek ve programın geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmaktır. Araştırmada içerik çözümlemesinin yanı sıra öğretmen görüşlerinden de yararlanılmıştır. Program öğretim ilkeleri bakımından ideali yansıtmaktadır. Ancak sınıf mevcutlarının kalabalık ve haftalık ders saatinin yetersiz olması, okullarda bu derse ait atölyelerin bulunmaması derse yönelik olumsuz tutum gibi nedenler programın etkililiğini engellemektedir. Başlıca öneriler; dersin merkezi sınavların baskısından kurtarılması, haftalık saatinin artırılması, öğretmenlere sanat eğitiminin önemi konusunda duyarlık kazandıracak hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim verilmesidir. 

Güzeli arama insan doğasının en önemli özelliklerinden biridir. Bu arayış ilk insanlardan bu yana süregelmiştir. Yazmadan önce çizmeye ve boyamaya başlayan insan, resmi duygularını anlatmada bir araç olarak kullanmıştır. Sanat tarihçilerinin bir kısmına göre bu resimler ona doğayla olan savaşında büyüsel bir güç sağlama, bir kısmına göre de, tamamen yaşadığı mekânları güzelleştirme amacıyla yapılmıştır. Hangi teoriye inanırlarsa inansınlar bütün sanat tarihçileri, insanların bu resimleri yaparken estetik bir kaygı da güttükleri konusunda birleşmektedirler. Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek, hem de insanlık niteliklerini yüceltmek için güçlü bir araçtır. Sanatçı duyarlığı, düşünüşü ve yorumlayışıyla dikkat çeker, öteki insanlardan ayrılır. Çünkü o toplumun ve yurdunun insanlarının özlemlerini, ihtiyaçlarını en iyi duyan ve sezen kişidir (Kavcar, 1999: 2). “Güçlü imgeler edinmek, bu imgeleri ayrıştırıp birleştirilerek renk, biçim, doku, form, uzam gibi sanatsal değerlerle düşünme ve nitelikli  sonuçlara yönelik sorun çözme ussal bir uğraştır ” (Aypek Arslan, 2010: 1081). Bu nedenle pek çok toplum sanata ve çocukların sanatçı duyarlılığıyla yetişmesine büyük önem vermektedir. Günümüzde birçok eğitimci çocuk eğitiminde sanatın öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanmaktadır. Danko-McGee ve Slutsky’e göre, sanat; çocukların yeni bilgiler keşfetmelerine, bu bilgileri ve duyguları görsel biçimlere çevirmelerine olanak sağlayan yollardan birisi olduğu için eğitim programının en önde gelen öğesidir. Gardner ise, görsel sanatların, bizi görsel düşünmeye yönelttiği için önemli olduğunu belirtmektedir. Ona göre sanat anlamın kavranabilmesini ve ifade edilebilmesini sağlayan özel bir düşünme biçimidir (Danko-McGee ve Slutsky, 2003; Gardner, 1990, akt: Shillito ve diğerleri, 2008: 3). Sanat eğitimi; bireyin yetenek ve becerilerini ortaya çıkarmaya yardım etmenin yanı sıra, soyut kavramları algılamasını, nesneler arasında ilişkiler kurmasını, esnek, akıcı ve orijinal düşünmesini kolaylaştırır. Duygularını, görüşlerini malzemeye aktarırken yeni deneyimler yaşamasını olanaklı kılar. Sanat onun zihinsel yetileriyle birlikte duygu yanını da geliştirir. Yetkin’e (1968 :129) göre, yarını yüklenecek olan çocuklarımızı eksiksiz ve tam yetiştirmek istiyorsak, akılcılığın ve objektif düşüncenin gelişimini; duyarlılığın, hayal gücünün ve kişisel dünyanın gelişimi ile dengelemek; bilimle sanatın temelinde yaratıcılık yattığına göre, her iki güçten de çocukları ve gençleri faydalandırmanın sayısız yararı vardır. Yükselme, ancak iki kanatla uçma ile mümkün olabilir. Bu bakımdan okullarımızda fen ve sosyal bilimlerin yanı sıra sanat eğitimine de önem vermek gerekmektedir. Rehberlik anlayışını oluşturan ilkelerde de; bireyin bütün kapasiteleriyle geliştirilmesinin önemine vurgu yapılır. Bedensel, zihinsel, toplumsal, duygusal vb bütün kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi için ona yardım etmenin önemine işaret edilir. Bu kapasitelerden birini de, onun sanatsal yönü oluşturur. Sanat bilincinin temellerinin çocukluk döneminde atılması, ilköğretim döneminde verilen görsel sanatlar dersinin gerekliliğini ve önemini artırmaktadır. Sanatın en yeni biçimleriyle, erken yaşlarda tanıştırılan bireyler, çağcıl sanatlara hoşgörü geliştirir ve doğru estetik yargılara daha kolay ulaşır (San, 1997 akt: Kurtuluş, 2000). 

Çocuk, daha küçük yaşlardan itibaren, sanat eğitimi programlarıyla; yapıcı ve üretici olarak rol aldığı, imgelemini ve tasarımlama gücünü geliştiren çeşitli sanatsal uğraşlar yanında, sanatın yaş ve olgunluk düzeyine göre kendisini ilgilendirebilecek pek çok alanına da izleyici, değerlendirici ve gereğinde eleştirici olarak katılır. Böylece o, sanatın insan yaşamındaki yerini daha iyi algılar (San, 1983: 139). Çağdaş sanat eğitimiyle; sanat denen çok yönlü ve boyutlu olguyu ve sanat sorunlarını tüm biçimleriyle yaşatarak eğitilen çocuk ve gencin, olay ve olguları çok yönlülükleri ve boyutlulukları içinde görüp yorumlaması ile olay ve olguları kavraması kolaylaşır. Yeniliklere, çağdaş her türlü gelişmeye, yeni biçimlere ve biçimlendirmeye açık hale gelir. Çağındaki toplumsal ve kültürel değişmeleri anlaması kolaylaşır. Hoşgörülü, aynı zamanda dinamik bir kişiliğe sahip olur. Görüldüğü gibi ilköğretimde sanat eğitimi önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu bakımdan ilköğretim okullarında uygulanan Görsel Sanatlar Dersi programının öğretim ilkeleri ve uygulamalarının incelenmesi, bu dersin programının geliştirilmesi ve daha etkili bir sanat eğitimi için ilk adımı oluşturmaktadır

İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMI İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER 
Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 2006 yılında aldığı bir kararla ilköğretim okullarında okutulan “Resim-İş” dersi “Görsel sanatlar” ve “Teknoloji Tasarım” adı altında iki derse dönüştürülmüştür. Bu arada resim dersinin hedefleri ve içeriğinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Talim Terbiye Kurulunun 04.06.2007 tarih ve 111 sayılı kararı ile İlköğretim ikinci kademe (6, 7 ve 8 sınıflar) Görsel Sanatlar Dersinin haftada bir saat olarak okutulması kabul edilmiştir. Çakır İlhan (2000 : 399), iki binli yılların başlarında haftada iki saat olan resim dersi ile çocukların yaratıcılıklarını geliştirmenin güç olduğuna dikkatlerimizi çekerken, estetik ve yaratıcılık eğitiminin tüm öğretim programlarında yer alması gerektiğini belirtmektedir. Bu belirlemenin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra Görsel Sanatlar Dersinin haftalık süresinin de bir saate indirilmiş olması oldukça düşündürücüdür. İlköğretim görsel sanatlar dersi programının genel amaçları; bireysel ve toplumsal, algısal, estetik ve teknik amaçlar olmak üzere dört başlık altında toplandığı görülmektedir (MEB, 2008 : 10): Bireysel ve toplumsal amaçlar kısaca şu şekilde özetlenebilir: Öğrenciye, yaşamı, doğayı gözlemleme duyarlılığı, seçme, ayıklama birleştirme, yeniden organize etme becerileri kazandırmak. Onun yeteneklerini fark etmesini, kendine güven duygusu kazanmasını sağlamak. Görsel biçimlendirme çalışmaları ile kendini ifade etmesini, ulusal ve evrensel sanat eserleri ile sanatçıları tanımasını sağlamak. İş birliği yapma, paylaşma, sorumluluk alma, kendine ve başkalarına saygı duyma bilinci kazandırmak. Algısal amaçlar ise: Öğrencinin algı birikimini ve hayal gücünü geliştirmek, görsel algı ve birikimlerini sanatsal anlatımlara dönüştürebilmesine olanak sağlamak, bilgi ve birikimlerini sanatsal uygulamaya dönüştürme yeteneği ile birlikte yeni durumlar karşısında özgün çözümler geliştirme becerisi kazandırmak şeklinde özetlenebilir. Estetik amaçların ağırlıklı olarak şu noktalarda toplandığı görülmektedir: Öğrencinin, sanatın bir değer olduğunu kavramasını sağlamak. Ona sanat eserinden ve doğadan haz alma ve onları koruma bilinci, görsel sanatlar sevgisini hayatın her alanına yansıtabilme duyarlılığı ve bunu davranış biçimi haline getirebilme yeterliliği kazandırmak. Onu, insan eliyle üretilen nesneleri estetik birikimini kullanarak değerlendirebilir duruma getirmektir. Teknik amaçlar ise; öğrenciye doğada gördüklerini, her türlü araç gereci kullanarak, görsel anlatım diline dönüştürme becerisi kazandırmak. Onu farklı tekniklerin sağlayacağı anlatım zenginliğine farkına vardırabilmek, ona amacına uygun malzemeyi seçme, malzemeden anlam yaratma becerisi kazandırmak, kullandığı tekniklerin dışında yeni teknikler arama isteği ve cesareti kazandırmaktır. 

İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMI ÖĞRETİM İLKELERİNİN İNCELENMESİ 
Görsel Sanatlar Dersi öğretim programında bu dersin öğretim ilkeleri ise şu şekilde sıralanmıştır (MEB, 2008 : 11): % Her çocuk yaratıcıdır. % Her çocuk farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahiptir. Uygulamalarda bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulur. % Uygulamalarda, görsel sanat alanlarına yönelik iki ve üç boyutlu çalışmalar ile çoklu ortam çalışmalarına yer verilir. % Görsel sanatlar dersi, diğer disiplinlerle birlikte eğitim amaçlarındaki bütünlüğü kurmaya veya bireyin kendini gerçekleştirmesine katkıda bulunur. % Dersin işlenişi, ilgi çekici hale getirilen öğrenme-öğretme yöntem ve teknikleriyle zenginleştirilir. % Görsel sanatlar dersi çocuğu temel alır. 

Öğrenme-öğretme süreci, çocuğun kendine özgü algılama ve anlamlandırma evreni içinde, gelişim basamaklarına göre düzenlenir. % Değerlendirmede öğretmen, her çocuğun gelişim sürecini, bireysel farklılıklarını, öğrenme-öğretme sürecine katılımını ve sınıf içi performansını göz önünde bulundurur. Bu öğretim ilkeleri incelendiğinde; her çocukta yaratıcı bir potansiyelin var olduğu ve geliştirilebileceğine ilişkin bir anlayışın programa yansıdığı görülür. Bir başka deyişle programda her çocuğun yaratıcı, farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahip olduğu kabul edilmektedir. Birçok yazara göre yaratıcılık, görevin bağlayıcılığı dâhilinde yeni ve orijinal ürün ortaya koyma kapasitesidir (Lubart and Georgsdottır 2004: p. 25). Torrance da (1963: 7), yaratıcılığı genellikle süreç ya da ürün terimleriyle açıklamaktadır. Ona göre yaratıcılık, bazen geleneğin karşıtıdır. Gelenek, kimseyi rahatsız etmeden beklenen davranışların sergilenmesi olarak tanımlanabilir. Buna karşılık orijinal fikir, farklı bir bakış açısı, problemin çözümü için farklı bir yol gerektirir. Bu tanımlamadan yola çıkarak yaratıcılık; bir süreç ve bu süreç sonunda özgün bir ürün ortaya koymak olarak ifade edilebilir. Bu süreç, akıl yürütme ve işlem basamaklarını içerir. Ürün kısmı ise kesinlikle özgün olmalıdır. Ürünün özgünlüğü onun yeni, benzersiz, işlevsel ve tutarlı olması ile ilgilidir. Yaratıcı etkinlikte akıl yürütme yolları, duyuşsal ve kültürel özellikler; bilimsel, sanatsal ve kültürel alanların tamamında sentezlenir. Söz konusu özgün ürün, bu sentezlemenin sonucunda ortaya çıkar (Sönmez, 1993: 146). Ancak kişinin yaratıcı olması için yalnızca sentezci olması yeterli değildir. Çünkü sentez becerisi olan kişi sadece yeni bir fikir üretebilir. Fakat onu çözümleyip aktaramaz. Kişinin aynı zamanda analitik beceriye de sahip olması gerekir. Fakat bu da tek başına onun yaratıcı olması için yeterli değildir. Analitik becerisi olan kimse başkalarına ait fikirlerin inanılmaz bir çözümleyicisi olabilir ama yaratıcı fikirler ortaya koyamaz. Diğer yandan sadece pratik becerisi olan kimse ise müthiş bir aktarıcı (satıcı) olmaktan öteye gidemez. 

O halde kişinin yaratıcı olabilmesi için sentezci, analitik ve pratik beceriler arasında bir denge kurabilmesi gerekir (Sternberg, 1996: 3). Sanatsal yaratmada da durum aynıdır. Bu süreç; iyi gözlem yapabilme, herkesin göremediği ilişki ve bağlantıları görme, farklı bağıntılar kurma ve bunları sanatın diliyle anlatmayı gerektirir. Çocukta yaratıcılık; merak duygusu, güdülenme, düş gücü, ıraksak düşünme, imgeleme gücü, sezgi yeteneği, bağımsız ve çok yönlü düşünebilme, farklı değerlendirme ve yorumlar yapabilme, analitik düşünme ve sentez yapabilme gibi özelliklere bağlı olarak gelişir. Aile ve okuldaki eğitimde çocuğun bu özelliklerini ortaya koyabilmelerine fırsat verildiği ve bu yeteneğin gelişmesi için ortam yaratılabildiği ölçüde yaratıcılığının gelişmesi de söz konusu olur. Bu bağlamda Görsel Sanatlar dersi programında “Her çocuk yaratıcıdır.” tümcesiyle vurgulanan ilkenin, öğrencilerin alışılagelmiş kalıp düşüncelerden kurtulmalarını, nesne ve olayları değişik açılardan görme ve algılamalarını, bunlar arasında yeni bağlar kurabilmelerini, olayları, olguları çizgi ve rengin anlatım olanaklarından yararlanarak, özgün bir biçimde anlatmalarını geliştirme bakımından önemli olduğu söylenebilir. Programda Görsel Sanatlar dersinin öğretim etkinliklerinde öğrenciler arasında bireysel ayrılıklara dikkat edilmesine özel bir vurgu yapıldığı da görülmektedir. Bu anlayış öğretimde bireysel ayrılıkların öğrenme üzerindeki etkileri konusundaki bilimsel çalışmalara, özellikle de son yıllarda ünlü Amerikalı eğitimci Gardner’ın “çoklu zekâ” olarak adlandırdığı kuramına dayanmaktadır. Gardner’ın çoklu zekâ kuramına göre her birey birbirinden farklı sekiz zekâ alanına sahiptir. Ancak bireyler farklı zekâ alanlarına sahip olmakla birlikte bu alanlardaki kapasiteleri de farklılık göstermektedir. 

GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMININ UYGULANILMASINDA KARŞILAŞILAN BAŞLICA GÜÇLÜKLER 
Programın öğretim ilkelerinin yerinde ve genel öğretim ilkelerine uygun olmasına karşılık uygulanmasında bazı güçlükler yaşanmaktadır. İdeal olarak belirlenen bu ilkelerin uygulanabilmesi için her şeyden önce sınıf mevcutlarının kalabalık olmaması gerekmektedir. Öğrencilerin tanınması ve onların bireysel ayrılıklarına uygun bir öğretim ortamı yaratılması için bu zorunludur. Oysa istisnalar dışında, Türkiye’de ilköğretim okullarındaki sınıflar oldukça kalabalıktır. Milli Eğitim Bakanlığının sınıf mevcutlarına ilişkin verilerine göre, derslik başına ortalama Şanlıurfa’da 63, Gaziantep’te 53, Diyarbakır ve Van’da 52, Şırnak’ta 50, Hakkari ve Batman’da 47, Adana’da 46, Ağrı’da 45, Bursa’da 42 öğrenci düşüyor (okulweb.meb.gov.tr/09/12/423231/ birleştirilmis.html-). Diyarbakır il merkezindeki ilköğretim okullarında kendileriyle görüştüğümüz görsel sanatlar dersi öğretmenleri, sınıfların kalabalık olmasını, bu dersin hedeflerinin gerçekleştirilmesi önünde bir engel olarak gördüklerini belirtmiştir. Öğretmenlerin görsel sanatlar dersinde karşılaştığı önemli güçlüklerden biri de ilköğretim ikinci kademe sırasında öğrencilerin girdikleri “Seviye Belirleme Sınavı” ile daha sonra girdikleri “Orta Öğretim Kurumları Sınavı”dır. Anne-babalar çocuklarının iyi bir ortaöğretim kurumuna girmesini istediğinden çocuklarının sınava hazırlanma dışında, özellikle de sınavda puan getirmeyeceğini düşündükleri Görsel Sanatlar vb. derslere zaman harcamasını “gereksiz” görmektedirler. Anne-babaların talepleri ve bazı öğretmen ve okul yöneticilerinin sözü edilen sınavlarda başarının etüt ve test çözme ile mümkün olabileceğine ilişkin düşünceleri, bu ders için ayrılan sürenin sıklıkla etüt ve test çözme amacıyla kullanılmasına neden olmaktadır. Görsel Sanatlar Dersi öğretmenlerine göre diğer branşlardaki öğretmenlerin çoğu bu dersi çocuğa fazla bir şey kazandırmayan boş zaman faaliyeti olarak görmektedir. 

Bu konuda Yolcu (2009) tarafından sınıf öğretmeni adaylarının sanata ilişkin dersler bağlamında hazırbulunuşluk düzeylerini belirlemek amacıyla yapılan bir araştırmada, sınıf öğretmeni adaylarının bu konularla ilgili hazırbulunuşluk düzeylerinin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu araştırmada elde edilen bu bulgu da yukarıda belirtilen yargıyı destekler niteliktedir. Bu konuda görüştüğümüz bir görsel sanatlar dersi öğretmeni; “Ne yazık ki SBS öğrenci üzerinde yeterince baskı kurduğundan öğrenci diğer alanlara kendini istem dışı kapatmıştır.” şeklinde cevap verirken bir başka öğretmen; velilerin ve öğrencilerin yetenek derslerini boş ve yararsız görmesinin karşılaşılan sorunlardan birisi olduğunu belirtmektedir. Bazı öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nın resim-müzik gibi dersleri yeterince önemsemediğini, bu derslerin haftada bir saat olarak okutulmasının yeterli olmadığını belirtmektedir. Her ne kadar bir yıl Görsel Sanatlar, ertesi yıl Müzik dersi okutmak koşuluyla okul yönetimlerinin bu süreyi iki saate çıkarmaları mümkün olsa da, yaygın uygulama bu dersin haftada bir saat olarak okutulması şeklindedir. Program incelendiğinde etkinlik alanlarının görsel sanatlarda biçimlendirme, müze bilinci ve görsel sanat kültürü gibi değişik alanlarda yoğunlaştığı ve bu etkinlikler sonucunda çok sayıda öğrenci kazanımına yer verildiği görülmektedir. Haftada bir saat olarak okutulan bir derste bu kadar çok kazanımın gerçekleşmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Öğretmenlere göre; Görsel Sanatlar Dersinde öğrencilere genellikle iki boyutlu çalışmalar yaptırılmaktadır. Ancak bu çalışmaların uygun koşullarda ve yeterli düzeyde olmadığı, görüşmeler sırasında, pek çok öğretmen tarafından dile getirilmiştir. 

Uygulamaların daha uzun sürmesi, öğrencilerin ihtiyaç duyulan malzemeleri temin edememesi, okulda uygun ortamın olmaması gibi nedenlerden dolayı üç boyutlu çalışmalar neredeyse hiç yapılmamaktadır. Görüşme yapılan öğretmenlerin sayıca önemli bir kısmı, öğrencilerin müze bilinci edinmelerine olanak sağlayacak, müze gezilerine yeterince yer verilemediğini belirtmektedirler. Bu durumun nedenleri olarak; haftalık ders saatinin yetersizliği, ulaşım aracı temin etme güçlüğü, velilerden izin alamama vb. gösterilmektedir. Ayrıca öğrencilerin görsel sanatlar kültürü edinmelerine katkıda bulunacak etkinliklerden; sanat sergilerini gezmelerine, sanat eserlerini incelemelerine yeterince yer verilmediği anlaşılmaktadır. Gel’in (1996), sanat eseri inceleme çalışmalarının; ülkemizde ilk ve ortaöğretim kurumlarında hemen hemen hiçbir okulda yapılmayan, ancak yapılması gereken çalışmalar olduğu yönündeki belirlemesi, araştırmamızın bu konudaki bulgularıyla benzerlik göstermektedir. Görüldüğü gibi pek çok uygulamada Görsel Sanatlar dersinin haftalık süresinin az olması engelleyici bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan Türkiye ile dünyadaki bazı ülkelerin bu derse ayrılan süre bakımından karşılaştırılması yararlı olacaktır. Türkiye’de Görsel Sanatlar Eğitimi dersine ayrılan sürenin çok az olmasına karşılık, Amerikan eğitim sisteminde bu ders için ayrılan süre Türkiye’nin üç katıdır. Ayrıca bu ülkede okul ortamındaki fiziki koşulların, öğretmen yeterliklerinin ve mali desteğin programın gereklerini karşılayacak biçimde düzenlendiğini de belirtmek gerekir (Aykut, 2006 : 40). Japon okullarındaki Görsel Sanatlar dersi çizim, resim, kolaj, baskı, seramik ve üç boyutlu inşa çalışmaları ağırlıklıdır. Ortaokullarda güzel sanatlar dersi haftada iki, ayrıca yine ortaokullarda ‹ev sanatları (işleri) dersi haftada iki saat olarak okutulmaktadır. Tüm sınıflar için kısa alıştırma seyahatleri programa alınmıştır. 

Japonya›da öğrencileri hayvanat bahçesinde, parklarda, akvaryumlarda, balık marketlerinde, limanlarda, gemi yapımı alanlarında, müzelerde, tapınaklarda çizer ve boyarken görmek alışılmış bir görüntüdür (özellikle 1-9 yaşlarına kadar) (Wachowiak, 1984:180; akt, Aypek Arslan, 2010: 1082). “Fransa›da sanat eğitimi 11-16 yaş grubu için hazırlanan öğretim programına yerleştirilmiştir. Bu yaş grubundan uygulanan eğitim ‹sanat yoluyla eğitim›dir” (Aypek Arslan, 2010 : 1081). Örneklerden de anlaşılabileceği gibi dünyanın pek çok ülkesinde sanat eğitimi, özellikle de görsel sanatlar eğitimine özel bir önem verilmekte, bu eğitimin gerektirdiği koşullar yaratılmaktadır. Türkiye’de ise bazı okullarda bu dersin öğretmenleri ve okul yöneticilerinin duyarlılığı sonucu ortam oluşturma konusunda az da olsa olumlu örneklere rastlanmaktadır.

ÖNERİLER 
Anne babalar, televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarından yararlanılarak, görsel sanatlar dersinin önemi konusunda eğitilmelidir. Hangi branştan olursa olsun bütün öğretmenlere Görsel Sanatlar Dersinin önemi konusunda tutum kazandıracak, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim etkinlikleri düzenlenmeli ve onların bu dersin önemine ilişkin duyarlılıklarını geliştirmelidir. Bu dersin haftalık saati amaçlarına gerçekleştirmeyi sağlayacak düzeye getirilmelidir. (öğretmenlerin görüşü en az haftada iki saat olması yönündedir.) Dersler biçimlendirme, görsel sanat kültürü ve müze bilinci kazandıracak şekilde yapılmalıdır. Bu amaçla atölye çalışmalarının yanı sıra, gezi, gözlem, müze ziyaretleri gibi etkinliklere ağırlık verilmelidir. Okullarda en az bir sınıf atölye olarak düzenlenmeli ve Görsel Sanatlar dersinin uygulamaları bu atölyelerde yapılmalıdır. Bu ders için, okullara tıpkı ücretsiz kitap dağıtımında olduğu gibi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından malzeme desteği sağlanabilmelidir 



Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget