Ders Kitabı Cevapları - Çalışma Kitabı Cevapları

5. 6. 7. 8. Sınıf, Ders Kitabı Cevapları, Çalışma Kitabı Cevapları, Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler, İngilizce, İnkılap Tarihi, Özgün, Cem Veb Ofset, Evren, Gizem, Dikey, Yakınçağ, Öğün, Doku, Ada, Lider, Tutku, Meram, Sevgi, Yıldırım, Tuna Matbaa, Yayınları, Sayfa

DOĞUDAN GÖÇÜN DENİZLİ TOPLUMSAL YAŞAMINDAKİ YANSIMALARI

DOĞUDAN GÖÇÜN DENİZLİ TOPLUMSAL YAŞAMINDAKİ YANSIMALARI 

Yedi Denizli aktörünün temsilcisi ile derinlemesine görüşme nitel araştırma yöntemi uygulamasına dayanan bu çalışmanın veri analizi, kodların tekrarlama sayısının karşılaştırmalı analizi ve görüşme yapılan kişilerin ifadeleri olacak şekilde iki temel kategoride ele alınmıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın en anlamlı bulgularından biri de, göçmen çocuklarının yaşam mücadelesinde Denizlili çocukların seviyesine gelebilmek için hem kır hem de kent kültürünü kendi içinde sentezleyen arabesk bir kültürü benimsemelerine ilişkindir. Gerçekten de böylesi bir arabesk kültürü, öte yandan babasından edindiği rol modeli ile pekiştirerek Denizli toplumsal yaşamına eklemlemeye çalışan göçmen çocuk yeni bir sokak kültürünün işlevsel kurucu öznesi haline gelir.

Genel anlamda sosyal bilimlerde özel anlamda ise sosyoloji literatüründe önemli bir konumu olan göç olgusu, diğer toplumsal değişme süreçlerinden farklı olarak sadece değişen bir durumu betimlemekle kalmaz, terk edilen ve yaşanması düşünülen yeni bölgedeki sınıfsal ilişkiler (emek, sermaye, hizmet ve kentsel mekan düzenlemesi) in ikisini birden bağlayıcı toplumsal sonuçlar ortaya koyar. Üstelik terk edilen bölge ile yaşanması düşünülen bölgenin değişmesinde, bireyin kendisi de kısa süre değişime uğrar. Göç olgusunun bu niteliği aynı zamanda iki farklı topluluğun karşılaştırmalı analizini de verir. Bu bağlamda göç, bireysel, psikolojik, ekonomik, politik ve kültürel nedenlerden dolayı bir birey ya da grubun başka bir yerde kısa, orta, uzun süre yaşamak ya da yerleşmek amacıyla bir bölgeden başka bir bölgeye hareketliliği sonucu ortaya çıkan ekonomik, toplumsal ve kültürel sonuçlara yol açan bir toplumsal değişme sürecidir. Her ne kadar göçün nedenlerini ele alan kapsamlı yaklaşımlar olsa da, birey ya da grubun göç etmesinde başka hiçbir neden ekonomik anlamda daha iyi konuma gelme kaygısından daha etkili olamaz. Ekonomik anlamda daha iyi konumda olma bir toplumdaki kıt kaynaklara ulaşabilme ve buna bağlı olarak yaşam şansını artırabilme yeti ve becerisini önceleyen sınıfsal ilişkilerle iç içedir. Bir toplumdaki kaynaklar sınırlı olduğu ve kıt kaynaklara erişme mekanizmaları da çeşitli olduğu için sınıflar arasında kıyasıya bir yarış / mücadele kaçınılmazdır. Sınıfsal ilişkilerin, emek, sermaye, hizmet ve kentin mekânsal kullanımının hepsini birden kapsadığı göz önünde bulundurulduğunda, göçün toplumsal sonuçları daha da belirginleşir. Şu halde bireyin göç kararı almasında terk etmeyi düşündüğü bölgedeki kıt kaynaklara ulaşma olanağı ve buna bağlı olarak gelişebilecek olan yaşam şansı son derece kısıtlıdır ya da hiç yoktur. Kuzey-batı Avrupa’da 18. yy. ın sonlarında ortaya çıkan önce Avrupa’nın belli bölgelerini, daha sonra ise tüm kıta Avrupası’nı sarıp sarmaladıktan sonra kitle üretimi kaygısı oluşturarak Amerika’da olgunlaşma aşamasına geçen Endüstri Devrimi, göç olgusuna ivme kazandırmıştır.

 Göç olgusunun doğrudan yansımayışı ve buna bağlı olarak kentleşmeye ivme kazandıracak bir sermaye birikiminin gerçekleşmeyişi, Türk toplumundaki göç ve kentleşme eğilimi ve çalışmalarını en azından 1950’li yıllara kadar geciktirmiştir. Her ne kadar Türkiye’de göç süreci 1950’lerde başlamış olsa da, göç sürecinin toplumsal sonuçlarının gözlemlenebilmesi için 1960’ların sonlarına kadar beklenilmesi gerekmiştir. Ayrıca, I. Dünya Savaşı’nın doğrudan II. Dünya Savaşı’nın dolaylı etkileri ve Türkiye’nin dünya çapında göç alan bir toplum olmayışı birlikte değerlendirildiğinde, ulusal literatürdeki göç çalışmalarının dikkate değer ölçüde sınırlı olduğu ortaya çıkar. Ancak gecikmeli de olsa göç çalışmaları, en azından göçün toplumsal nedenleri ve sonuçlarını öncelediği gibi içgöçü sayısal verilerle de destekleyici işlevleri bir arada gören Ünalan (1998: 91-100)’ın Türkiye’de içgöçe ilişkin veri kaynaklarının değerlendirilmesi adlı çalışması ile pekişmiştir. Bu, artık Türkiye’de iç göçe ilişkin sosyolojik çalışmaların yapılabileceği bir zeminin olgunlaştığı anlamına gelir. Öte yandan Türkiye’de iç göç sorunsalına dikkat çeken çalışmalardan biri, Tekeli (2008)’nin göç ve ötesi, diğeri ise İçduygu’nun (1998) Türkiye’de içgöçler adlı çalışmasıdır. Kocaman (2008), 


Türkiye’de iç göçler ve göç edenlerin niteliklerini 1965-2000 yılları arasında irdeleyen kapsamlı bir çalışma ile ulusal literatürü daha da zenginleştirmiştir. Açıkça görülebileceği gibi bu aşamaya kadar olan çalışmalar, bir yandan içgöç sorunsalına dikkat çekerken; diğer yandan da içgöçün neden ve sonuçlarını birlikte ele almaya çalışmıştır. Ulusal literatürü böylece zenginleştiren göç çalışmaları, bu aşamadan sonra göçün nedenlerine odaklanmaktan çok göçün sonuçları ile ilintili olan başta kentleşme (Dikmen, 2002) olmak üzere gecekondulaşma (Olşen, tarihsiz; Tok, 1999), yoksulluk (Dikmen, 2002), kentteki çocuk işçiler (Açıkalın, 1997; Şişman, 2004), sokakta çalışan çocuklar (Özyanık, 1994), suç ve çocuk suçluluğu (Hancı, 1996) vb. gibi göçün sonuçlarına ağırlık verme eğilimine gitmiştir. Öte yandan bu dönemde iç göçten kaynaklanan sorunların büyük ölçüde göz ardı edilerek Avrupa toplumsal yaşamındaki Türkler ve onların ev sahibi toplumsal yaşama uyum sorunlarının (Abadan, 1964; Şen, tarihsiz) yanı sıra Türkiye’ye dönüş yapan çocukların eğitim ve buna bağlı olarak uyum sorunlarını (Sezgin, 1992; Kaya, 1982; Tufan, 1987; Hesapçıoğlu, 1991) önceleyen çalışmalar literatürdeki yerini almaya başlamıştır. Bunun, bir anlamda yaklaşık 200 yıldır çetin bir Avrupalılaşma çabası veren Türk toplumunun özelliğine paralel olarak göç çalışmalarının da Avrupalılaşma kaygısından çok da bağımsız bir gelişme olmadığı göstermediği oldukça açıktır. Türkiye’nin batı coğrafyasında yer alan Denizli’nin özgüvene sahip bireyleri ve buna bağlı olarak bireysel girişkenliği önceleyen bir kültüre sahip olması, doğudan gelen çocukların Denizli toplumsal yaşamına uyumunu dikkate değer ölçüde güçleştirmiştir. Pek çok sosyolojik yaklaşımda belirtildiği gibi doğunun toplumsal yapısında birey önce toprağa, sonra da ağa/ ağabaşına ve bunun bir uzantısı olarak da politik mekanizma ile sarıp sarmalanmıştır. Buna karşın Denizli’deki bireysel girişkenlik, kuzey-batı Avrupa’nın toplumsal yaşamında ortaya çıkıp diğer tüm toplumsal ilişkileri (emek, sermaye, hizmet ve kentsel düzenleme) etkileme gücüne sahip olan Endüstri Devrimi’nin çok somut diğer bir örneğinin 200 yıl sonra Denizli’de deneyimlenmesinin önünü açmıştır. Bu bağlamda doğudan göçle gelen çocukların terk ettikleri coğrafyanın bireysel girişkenliği törpüleyerek bireyi bir otoriteye bağlı kılma çabası, doğudan göçle gelen bu çocukları bir başka açıdan daha dezavantajlı hale sokmaktadır. Şöyle ki doğudan göçle gelen bu çocukların, bireysel özgüveni ve yetkeci kişiliği önceleyen bir kültürel birikim temelinden filizlenen Denizli toplumsal yaşamına uyum sağlama yeti ve becerisi, doğuya benzer başka toplumsal yaşama uyum sağlama yeti ve becerisinden dikkate değer ölçüde daha güç olacaktır. Her ne kadar varsayıldığı gibi doğudan gelen göçmenlerin Denizli toplumsal yaşamına uyumunu ideal ölçülerde gerçekleştirmek kolay olmasa da, en azından kentin toplumsal yaşamını tüm boyutları ile kavramanın, büyük ölçüde doğudan Denizli’ye göç sürecinin neden ve sonuçlarının birlikte değerlendirilmesine bağlı olduğu gerektiği daha açık hale gelir. Gerçekten de bu göçün neden ve sonucu olan bu iki boyutu sentezleyecek bir bakış açısı oluşturmak, aynı zamanda araştırmacıya göç sürecini açıklayıcı önemli işlevsel araçlar da sunar. 

Söz konusu işlevsel araçları kullanmak, her şeyden önce doğunun kırsal bölgelerinde herhangi bir iş ya da işletme kuramayan doğudan göçle gelen aileler, kentteki sosyo-ekonomik kıt kaynak mücadelesinin belirgin bir şekilde kavranmasını sağlar. İkincisi, Denizli toplumunda uzun süre vasıfsız ya da yarı vasıflı işçi olarak çalıştıktan sonra farklı sektörlerde küçük ya da orta büyüklükte işletmeler kurmadaki istekliliğini de açığa çıkarır. Böylece bir anlamda Denizli işgücü pazarı, göçmenlere, kırsal alanda iş kurmak bir yana iş kurmayı hayal bile edemeyecekleri olanaklar sunmuş olur. Böylece bu çalışma, bir boyutu ile göç kararında etkili olmadıkları için öncelikle ailelerine daha sonra da Denizli toplumsal yaşamına uymak zorunda olan çocukların sorunlarına ışık tutmaktadır. Diğer bir boyutu ile de Denizlili çocuklar ile girişmek zorunda kalacakları kıt kaynak yarışına geriden başlamalarından kaynaklanan dezavantajlı konumlarını ortadan kaldıracak projeler üretebileceği daha iyi anlaşılabilecektir. 

ÇALIŞMANIN YÖNTEMİ 
Doğudan göçle gelen dezavantajlı çocukların Denizli toplumsal yaşamına uyum sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin Denizli yerel aktörlerinin gündemin oluşmasında her bir kurumun ne kadar etkili olduğunu, ne kadar gündemin içeriğini onayladığı, hangi açılardan sorunlu veya yetersiz gördüğünü ve kimlerle ne tür ilişkiler kurduklarını tespit etmek üzere Denizli Umut Çocukları Koruma ve Yaşatma Derneği, Muşlular Derneği, Denizli Radyo ve Televizyonu, Denizli Barosu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Güney Ege Kalkınma Ajansı ve Türk Eğitim Vakfı’na kurum ya da kuruluşlarının birer temsilcisi ile görüşme yapmak istediğimizi talep eden bir üst yazı yazılmıştır. Türk Eğitim Vakfı Denizli şubesi dışındaki tüm kurum ve kuruluşlar görüşme talebimizi kabul ettiklerini belirtmişlerdir. Daha sonra kurumlarla e-posta ve telefon aracılığıyla iletişime geçilmiş, görüşmecilerin kimler olacağı ve hangi tarihlerde görüşme yapacağımız kararlaştırılmıştır. Böylelikle Denizli Umut Çocukları Koruma ve Yaşatma Derneği, Muşlular Derneği, Denizli Radyo ve Televizyonu, Denizli Barosu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Güney Ege Kalkınma Ajansı olacak şekilde yedi adet temsilciden oluşan örneklem bütünlüğüne ulaşılmıştır. Denizli Barosu’nu temsilen MÜ ile 13 dakika 8 saniye, OO ile 19 dakika.4 saniye; Denizli Umut Çocukları Koruma ve Yaşatma Derneği’ni temsilen NA ile 7 dakika 19 saniye; Muşlular Derneği’ni temsilen GYT ile 16 dakika 52 saniye; Denizli Radyo ve Televizyonu’nu temsilen NC ile 10 dakika 28 saniye; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni temsilen AYM ile 18 dakika 12 saniye; Güney Ege Kalkınma Ajansı’nı temsilen MA ile 13 dakika 17 saniye süren derinlemesine görüşme yapılmıştır. Dokuz sorudan oluşan görüşme formu aşağıdaki gibidir: 1. Doğudan Denizli’ye göçü nasıl değerlendiriyorsunuz? 2. Doğudan Denizli’ye göçün nedeni sizce nedir? 3. Doğudan Denizli’ye göç eden ailelerin çocukları sizce nasıl etkileniyor? 4. Meslek edindirme kurslarının doğudan göçle gelen çocukların uyumundaki rolü nedir? 5. Doğudan göçle gelen çocuklarla ilgili herhangi bir çalışmanız var mı? 6. Doğudan göçle gelen çocuklar sizce düzenli bir yaşama sahipler midir? 7. Doğudan göçle gelen çocukların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağını düşünüyorsunuz? 8. Tekstil sanayinde yaşanan gerileme doğudan göçü azaltmış mıdır? 9. Doğudan göçle gelen çocukların ilerde Denizli’de iş alanında başarılı olma şansları var mıdır? Görüşmecinin sadece düşüncelerini değil aynı zamanda duygularını ve bakış açısını da ortaya çıkarmaya yönelik derinlemesine görüşme, açık uçlu sorulardan oluşur. Derinlemesine görüşmenin süresi genellikle 45-90 dakika arasında değişir. Görüşmecinin üstleneceği iki rolden biri pasif, diğeri ise aktiftir. Pasif rol, görüşmecinin bakış açısında (düşünce, duygu, jest ve mimikleri) gömülü olan bilginin açığa çıkarılmasını gerektirir. Aktif rol ise, görüşme yapılan kişi ile işbirliği çerçevesinde bilginin ve bilgiye ilişkin anlamın açığa çıkarılmasını gerektirir (Baş ve Akturan, 2008; Silverman, 2005: 824-830). Derinlemesine görüşme esnasında pasif araştırmacı rolü üstlenilerek gömülü olan bilginin açığa çıkarılması hedeflenmiştir. Derinlemesine görüşme nitel araştırma yöntemi çok hassas olan görüşme yapılan kişi ile zengin bilgiler elde etmeyi amaçlayan iki özneyi (karşılıklı etkileşimi) içerdiğinden dolayı görüşme boyunca araştırmacıya yüklediği rol ve sorumluluklar bir hayli fazladır (Kemmis and Mctaggart, 2008: 275-310; Weiss, 1994). Görüşmeye arkadaşça başlamak, görüşme yapılan kişiyi dikkatle dinlemek, görüşme yapılan kişiyi rahatlatmak, sorular arası geçişlerde özenli olmak, genelde sessiz kalarak daha fazla bilgi elde etmeye çalışmak önemsenmelidir. Ayrıca görüşmeyi yönetirken görüşmecinin serbest konuşmasına ve zaman zaman konudan uzaklaşmasına izin vermenin yanı sıra özellikle araştırmayı zenginleştirebilecek nitelikteki anahtar kelime, kelime grubu, deyim, ifade ve cümleleri araştırmak da oldukça önemlidir. Kasıtlı ve karşılıklı yanlış anlaşılmaları dikkatle dinlemek ve belki de hepsinden de önemlisi beklenmedik düşünce ve görüşlere açık olmak bu rol ve sorumluluklardan belli başlılarıdır (Baker, 2004: 164-169; Cheek, 2005: 409-416; Holstein and Gubrium, 2004: 146-158). Ayrıca, görüşmecinin konudan çok fazla ayrılması durumunda, görüşme yapılan kişiye hissettirmeden konuya dönüş yapmayı, bu mümkün değilse kısa bir ara vermeyi de gerektirir (Miller and Glassner, 2004: 129-134). 

Derinlemesine görüşme açılış, soru sorma ve görüşmeyi tamamlama olmak üzere üç aşamadan oluşur: Görüşmeyi eğlenceli hale getirmeyi gerekli kılan açılış aşamasında araştırmacı öncelikle kendisini ve bağlı olduğu birimi (görevi) tanıtmalıdır. Daha sonra görüşmenin genel amacını özet bir şekilde açık ve anlaşılır olarak açıklamalıdır. Ayrıca, görüşmecinin düşüncelerinin ne kadar önemli olduğu hissettirilmeli ve bilimde etik ilkesi gereğince görüşmenin gizli kalacağına ilişkin teminat verilmelidir. Görüşmecinin düşüncelerini daha rahat ve açık ifade etmesi, açılış aşamasında tüm bu ilkelerin gerçekleştirilmesine büyük ölçüde bağlıdır. Soru sorma aşamasında araştırmacının elektronik kayıt kullanması son derece önemlidir. Böylece görüşmecinin sözleri otomatik olarak kayıt altına alınmış ve kullanılan üslup, beden dili de (ses tonu, ses renginin yanı sıra jest ve mimikleri) analiz etme olanağı elde edilmiş olur. Sorular sorulduktan sonra gelen aşama ise görüşmeyi tamamlama aşamasıdır. Bu aşamada araştırmacının aldığı notlar özet bir şekilde görüşme yapılan kişi ile paylaşılmalı ve tüm soru işaretleri açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca, görüşmecinin eklemek istediği son bir şey daha olup olmadığı sorulmalı ve teşekkür ettikten sonra görüşme sonlandırılmalıdır (Fontana and Frey, 2005: 657-663; Gubrium, and Holstein, 2005: 492-504). Görüşme yapılan kişiye kendisini bağlı olduğu kurumu tanıtarak derinlemesine görüşmeye başladıktan sonra görüşmenin genel amacına ilişkin kısa ve özet bilgiler verilmiştir. 

Ayrıca doğudan Denizli’ye göçle gelen çocukların Denizli toplumsal yaşamına uyum sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerilerinin oluşturulmasında görüşmecinin düşüncelerinin önemli olduğu belirtilmiştir. Bilimde etik ilkesi uyarınca yapılan görüşme bilgilerinin gizli kalacağının teminatı verilmiştir. Soru sorma aşamasında görüşmecilerin elektronik kayıt cihazı kullanılmasına izin verilmiştir. Bu bağlamda tüm görüşmecilerin kullandığı üslubun yanı sıra beden dili, ses tonu, ses rengi, jest ve mimiklerinin analize dâhil edilmesi için elverişli bir ortam yakalanmıştır. Sorular sorulduktan sonra gelen aşama ise görüşmeyi tamamlama aşamasıdır. Görüşmenin tamamlanması aşamasında ise, görüşme esnasında yazılı kayır altına alınan tüm notlar bir paragraflık öz şeklinde görüşmeciler ile paylaşılmıştır. Görüşmecilerin eklemek istedikleri bir şey olup olmadığı sorulduktan sonra ayırdıkları zamana teşekkür edilerek görüşmeler tamamlanmıştır.


Yorum Gönder

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget