4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları

4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları

4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları
4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları sitemizde yayınlanmıştır. Öğrencilerimizin derslerine yardımcı olmaya devam ediyoruz. Kitap içinde ve ünite sonunda bulanan soruların cevaplarını sitemizde yer almaktadır. Çalışma kitabı cevapları aşağıda sistemli olarak listelenmiştir. Cevap anahtarını arayanlar aşağıdaki sayfa numaralarıyla istediği sayfadaki cevapları inceleyebilirler.

Öncelikle siz kendiniz yapmayı deneyin. Buradaki amacımız size yapamadığınız sorularda, ya da aklınıza takılan, yerlerde yardımcı olmaktır. 4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevaplarını lütfen buradan kontrol ediniz, buradan bakıp aynısını yazmak öğrenmeniz açısından faydalı olmayacaktır.

NOT: AŞAĞIDA 4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları YAYINLANMAKTADIR. EKSİK SAYFALARI YORUM KISMINDA YAZARAK YAYINLANMASINI İSTEYEBİLİRSİNİZ.


Sayfa 51
Sayfa 52
Sayfa 53
Sayfa 54
Sayfa 55
Sayfa 56
Sayfa 57
Sayfa 58
Sayfa 59
Sayfa 60
Sayfa 61
Sayfa 62
Sayfa 63
Sayfa 64
Sayfa 65
Sayfa 66
Sayfa 67
Sayfa 68
Sayfa 69
Sayfa 70
Sayfa 71
Sayfa 72
Sayfa 73
Sayfa 74
Sayfa 75
Sayfa 76
Sayfa 77
Sayfa 78
Sayfa 79
Sayfa 80
Sayfa 81
Sayfa 82
Sayfa 83
Sayfa 84
Sayfa 85
Sayfa 86
Sayfa 87
Sayfa 88
Sayfa 89
Sayfa 90
Sayfa 91

Sayfa 92
Sayfa 93
Sayfa 94
Sayfa 95
Sayfa 96
Sayfa 97
Sayfa 98
Sayfa 99
Sayfa 100
Sayfa 101
Sayfa 102
Sayfa 103
Sayfa 104
Sayfa 105
Sayfa 106
Sayfa 107
Sayfa 108
Sayfa 109
Sayfa 110
Sayfa 111
Sayfa 112
Sayfa 113
Sayfa 114
Sayfa 115
Sayfa 116
Sayfa 117
Sayfa 118
Sayfa 119
Sayfa 120
Sayfa 121
Sayfa 122
Sayfa 123
Sayfa 124
Sayfa 125
Sayfa 126
Sayfa 127
Sayfa 128
Sayfa 129
Sayfa 130
Sayfa 131
Sayfa 132

Sayfa 133
Sayfa 134
Sayfa 135
Sayfa 136
Sayfa 137
Sayfa 138
Sayfa 139
Sayfa 140
Sayfa 141
Sayfa 142
Sayfa 143
Sayfa 144
Sayfa 145
Sayfa 146
Sayfa 147
Sayfa 148
Sayfa 149
Sayfa 150
Sayfa 151
Sayfa 152
Sayfa 153
Sayfa 154
Sayfa 155
Sayfa 156
Sayfa 157
Sayfa 158
Sayfa 159
Sayfa 160
Sayfa 161
Sayfa 162
Sayfa 163
Sayfa 164
Sayfa 165
Sayfa 166
Sayfa 167
Sayfa 168
Sayfa 169
Sayfa 170
Sayfa 171
Sayfa 172
Sayfa 173


4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları Yukarıda yer alan cevaplarla kendi cevaplarınızı karşılaştırarak sorularla, çözümlerle ilgili fikir elde edebilirsiniz Siz değerli öğrenci arkadaşlarımıza derslerinde yardımcı olmak adına çalışma kitabı cevapları ve ders kitabı cevapların sunuyoruz. Sitemizde çalışma kitabı cevaplarının yanı sıra ders kitabı cevapları da bulunmaktadır. Ek olarak birden çok yayın evinin bu kitapları yayınlaması nedeniyle kitaplar sizin kullandıklarınız ile farklılık gösterebilir. Bu sebeple farklı bir yayının kitap cevaplarını sitemizden arayarak bulabilirsiniz. Bütün Yayınların cevapları sitemizde bulunmaktadır.

4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevaplarında hata olduğunu düşünüyorsanız lütfen bildiriniz. Cevaplar yanlış ise yorum kısmında kendi cevabınızı bize iletebilirsiniz. Bazı sorular yorum gerektirdiği için herkesin yorumu farklı olabilir diye cevapları kısa tutmaya özen gösteriyoruz.


4. Sınıf Trafik Güvenliği Dizin Yayıncılık Çalışma Kitabı Cevapları Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100 ve diğer Çalışma Kitabı sayfalarına buradan göz atabilirsiniz.

Özdeyiş nedir?

Özdeyiş nedir?

Özdeyiş nedir?
Bir görüş ya da kanıyı en kısa yoldan anlatan özdeyişlerin atasözlerinden farkı nedir, özellikleri nelerdir? Özdeyiş, söyleyeni belli, kısa, anlamlı sözdür. Bireysel ya da toplumsal bir ilke, bir görüş, bir kanıyı en kısa yoldan anlatır. Yaşam deneyimine ve gözleme dayanır. Özdeyişler bağımsız yazıldığı gibi, bir eserin içinde dağınık da bulunabilir. Özdeyişlere aynı zamanda vecize de denmektedir. Ayrıca İslam büyüklerinin bu tür sözlerine kelam-ı-kibar denir.

Bir düşünceyi en kısa, en özlü biçimde anlatan bir veya birkaç cümleden oluşan bilgece söz olan özdeyiş, özsöz veya özlü söz; eski dilde cümle-i hikemiye olarak kullanılırdı. Atasözlerinden farkı, söyleyeninin ya da yazanın bilinmesidir. Vecizeler (özdeyişler) de tıpkı atasözleri gibi yaşanan olaylardan, gözlemlerden ve deneyimlerden çıkarılan sonuçlara, derslere dayanır.

Özdeyişe örnekler
Adalet evrenin ruhudur. (Ömer Hayyam)
Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır. (Descartes)
Aşılmasına imkan olmayan hiçbir duvar yoktur. (Çehov)
Aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. (Sokrates)
Yurtta sulh, cihanda sulh! (Mustafa Kemal Atatürk)
Güzellik ile akıl nadiren bir arada bulunurlar. (Perronius)
Güzellik müthiş bir kudret, gülümseme ile onun kılıcıdır. (C.Reade)
İnsan gençliğinde öğrenir, ihtiyarlığında anlar. (Eschenbach)
Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz. (Socrates)


İnsanın en büyük düşmanı, bizzat kendisidir. (Çiçero)
Aklın bağlamadığı dostluğu, akılsızlık kolayca çözebilir. (Shakespeare)
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de başkalarına öyle davran. Fakat ilk iyi davranışı sen yap. (David Hume)
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır. (Balzac)
Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur. (Victor Hugo)
Kusurlarınızı size söyleyebilecek arkadaşlar bulun. (N.Boileau)
Doğru işlemeyen akıl, keskinmiş, neye yarar? Saatin iyiliği çalışmasında değil, doğru gitmesindedir. (Vauvenargues)
Kuvvete dayanmayan adalet âciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. (Blaise pascal)

Özdeyişlerin özellikleri
1- Özdeyişler, kısa ve özlü sözlerdir.
2- Doğruyu, güzeli ve sölemektedir.
3- Bir yargıyı bildirmektedir.
4- Söyleyeni belli sözlerdir.

İlk uçurtma ne zaman yapıldı?

İlk uçurtma ne zaman yapıldı?

İlk uçurtma ne zaman yapıldı?
Gökyüzünün maviliğinde uçuşan rengarenk uçurtmalar… Günümüzden yüzyıllar önce yapılan ilk uçurtmalar, kimler tarafından tasarlanmıştır? Tarihte uçurtmalar ilk olarak savaş bayrakları ve askeri amaçlar için kullanılmıştır. Uçurtmanın icadı günümüzden yaklaşık 2300 yıl öncesine dayanmaktadır ve icadı çok eskilere dayandığı için kim tarafından bulunduğu kesin olarak belli değildir.

Çoğu kaynakta ilk uçurtmanın Çin’de icat edildiği yazmaktadır. En bilinen hikayelerden birisi, Çinli bir çiftçinin şapkası rüzgarda uçmasın diye onu iple bağlaması ve ilk uçurtma fikrinin buradan türemesidir. Çin uçurtmalarının yapımında genel olarak ipek ve bambu kullanılmıştır. Uçurtma hakkında yazılı ilk kayıt ise M.Ö. 200’e aittir. Bu kayda göre Çinli General Han Hsin tam teçhizatlı bir orduya sahip olmaması ve bu ordu az kişiden oluşmasına rağmen uçurtma sayesinde sürpriz bir saldırıyla savaş kazanarak tarihe geçmiştir. Hsin adamlarına bir uçurtma yapmalarını ve onu doğrudan hükümdarın sarayına doğru uçurmalarını emretmiştir. Uçurtma saraya ulaştığında ipi işaretleyip bu uzunluğu kullanarak saraya ulaşmak için gereken uzaklığı hesaplamıştır. Böylece yeterli uzunlukta tünel kazılıp saraya ulaşılmış, ani bir saldırıyla galibiyete ulaşılmıştır.

Bir başka efsaneye göre, Çin ordusu uçurtmayı kendilerine bambudan yapılmış borularla bağlayarak düşmanların üzerine doğru uçurmuşlardır. Boruya doğru esen rüzgar düdük sesi çıkararak düşmanı korkutup uzaklaştırmıştır.

Bazı kaynaklar uçurtmanın icadının Malezya’da gerçekleştiğini yazmaktadır. Buradaki ilkel uçurtmalar birkaç yapraktan ya da geniş tek bir yapraktan meydana gelmektedir ve genellikle eğlence amaçlı kullanılmıştır.

Tarihçilere göre uçurtma Japonya’ya 17. yüzyılda Kore ve Çin’den gelmiştir. Japonya’da uçurtmanın ilk kullanımının dinsel amaçlı olduğu düşünülmektedir. Burada klasik dikdörtgen biçimli Çin uçurtması yeni formlarını almıştır. Ejderha, balık ve kaplumbağa gibi olan bu şekiller, bereketi ve iyi şansı temsil etmektedir.

Japonya’da da uçurtmalarla ilgili bazı hikayelere rastlanmaktadır. Efsaneleşmişlerden bir tanesi bir samuraya aittir. Samuray, hükümdara karşı gelmiş ve yasaları çiğnemiş, bunun sonucu olarak da oğlu ile birlikte bir adaya sürgün edilmiştir. Hikayeye göre oğlunun bir adada tutsak kalmasını istemeyen samuray, çok büyük bir uçurtma yapmış oğlunu bu uçurtmayla havalandırıp adadan kurtulmasını sağlamıştır.

Uçurtma ile ilgili yakın tarihten bir hikaye de 16. Yüzyılda yaşamış olan ünlü hırsız Kakinoki Kinsuke hakkındadır. Uçurtmayla havalanan bu hırsız, bir kalenin zirvesinde yer alan altın yunus heykelini çalmak istemiş ve heykelin bazı kısımlarını çalıp yere inebilmiştir.

Uçurtmanın Avrupa’da görünümü M.S. 105 yılına dayanır. Romalılar bu yıllarda uçurtmayı savaş bayrağı olarak kullanmıştır. Ayrıca 15. yüzyılda uçurtmalar Leonardo Da Vinci’ye paraşüt ve helikopter diyagramları çizimi için ilham kaynağı olur.


Bilimsel amaçlı olarak kullanılan ilk uçurtmalar, 1749’da İskoçya’da kullanılmıştır. Alexander Wilson farklı yüksekliklerdeki sıcaklıkları ölçebilmek için uçurtmalara termometreler yerleştirmiş ve bunları bir trene bağlamıştır. Bu sayede farklı yüksekliklerde sıcaklık ölçümleri yapabilmiştir.

Günümüzde uçurtma, eğlence amaçlı olarak kullanılmaktadır. Tarihi çok eskilere dayanan bu eğlence aracını hiç göklerde uçurmadıysanız hemen bir uçurtma yapın ve gökyüzüne bırakın!

Dede Korkut kimdir?

Dede Korkut kimdir?

Dede Korkut kimdir?
Yaşadığı zaman konusunda net veriler bulunmayan, adı destanlarıyla anılan Türklerin masalcı dedesidir O!.. Dede Korkut kimdir, hikayeleri nelerdir? Türk’ü, Türklük’ü gelenekleri, görenekleri ve inançlarıyla anlatan büyük bir sanatçıdır, Dede Korkut!.. Ne doğduğu yıl, ne de öldüğü yıl bellidir… Hatta yaşadığı yüzyıl bile tartışmalıdır. Ama masallarla masallarda yaşar Dede Korkut… Bazı araştırmacılar, Hz. Muhammed’in çağında yaşadığını savunurlar ve eserleri içinde, bu fikirlerini destekleyen bölümler gösterirler. Bazı araştırmacılar da Oğuz Türkleri’nin masalcısı olduğuna inanır.

DEDE KORKUTOnun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan’da Sir-Derya Nehri’nin Aral Gölü’ne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türkleri’nden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır.

Çağların ötesine geçen, her çağın insanlarının hayatlarına, düşüncelerine denk düşen masallardır, Dede Korkut destan-masalları! Bu masallar, 15. yüzyıla kadar sözlü aktarımlarla gelmiş ve 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlular tarafından yazıya geçirilmiştir. Dede Korkut masallarının temeli, Oğuz Türkleri’nin hayatları üzerine oturtulmuştur ve bu dönemin örf, adet, gelenek ve yaşam biçimlerini yansıtır ama aynı gelenek ve görenekleri yaşamlarında sürdüren Akkoyunlular, masalları yazıya dökerken, bazı hikayeleri kendi yaşadıkları günlerin olayları üzerine oturtarak adapte etmişlerdir.

Dede Korkut Kitabı’nın bugün biri Dresden’de, öteki Vatikan’da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, ülkemizde birkaç kez basıldığı gibi birçok dile de çevrilmiştir. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:

* Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. O kişi, Oğuz’un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi…
* Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi…
* Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur…
* Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler çalınca çalmasa daha iyi… Çala bilen yiğide, ok’la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi… Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi…

Dede Korkut, Oğuz Türkleri’nin “bilgesi” olarak tanınır. Nitekim kendisi: “Oğuz halkının başına hayır gelesini, şer gelesini dedim…” diyerek, söylediği hikmetlerle Oğuz Türkleri’ne yol gösterdiğini açıklıyor ve bir Şaman olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Şamanlar, aynı zamanda ozan oluyorlar, geçmiş zamanların hikâyelerini anlatıyorlar, gelecekten haber veriyorlardı.

Dede Korkut hikayelerinde özellikle göçebe Oğuz Türkleri’nin tabiat şartlarına karşı dirençleri, düşmanlarına karşı sürekli üstünlüğü ve birlik şuurundan doğan kuvvetleri dikkat çeker. Korkut Ata olarak saygı gören Dede Korkut’un hikayeleri yaşlı ve bilginlere büyük değer verir. Bugün Dede Korkut ve onun hikayelerinden alacağımız önemli dersler vardır. Fertler arasında saygı, sevgi, karşılıklı hoşgörü ve mertlik bunların başında gelmektedir. Dede Korkut aslında büyük bir vatanseverdir ve milletinin sonsuza dek güçlü ve mutlu yaşamasını gerçekleştirme mücadelesi içindedir. Hikayelerindeki örnek şahsiyetler olan Bayındır Han, Kazan Han, Bamsı Beyrek, Boğaç Han, Selcen Hatun, Seğrek ve diğerleri toplumda olması gereken ideal insan karakterlerini temsil ederler. Bu insanlar, milleti ve vatanı için ölümü göze alan ve tüm zorlukların üstesinden gelebilen kahramanlardır.

Dede Korkut’un günümüze kadar gelen 12 hikayesi şunlardır:
1— Derse Han Oğlu Boğaç
2— Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması
3— Bay Büre Beğ Oğlu Bamsi Beyrek
4— Kazan Oğlu Uruz’un Tutsak Olması
5— Deli Dumrul
6— Kazılık Koca Oğlu Yeğenek
7— Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı
8— Depe-Göz
9— Beğil Oğlu İmren
10— Uşun Koca Oğlu Zegrek
11— Salur Kazan’ın Tutsak Olması.
12— İç-oğuza, Taş-oğuzun Başkaldırması

Bu hikayelerin 8 tanesi, iç ve dış savaşlara aittir. 2 tanesi aşk macerasını dile getirir. 2 tanesi de mitolojiktir. Fakat hepsi birden, Türk dünyasını en gerçek biçimde yansıtır. Üstün bir anlatım gücü, destansı bir üslup, yaşayan diri bir Türkçe ile Türk soyunun kahramanlığı, uygarlığı, ahlakı, dini gelenekleri ve yaşamları dile getirilir. Türk mitolojisinin kaynağı Dede Korkut masalları, destanlarıdır… Destanlarındaki şiirlerde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.

Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin her zaman yanındadır. Hile bilmezler, doğru sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, milli dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin ederler.

Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu’da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu’nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut’un izleri ve büyük etkileri vardır.


DEDE KORKUT Dede Korkut Hikayeleri arasındaki ortak özellikler nelerdir?
1. Dede Korkut, bütün metinlere aynı adı verir: Oguz-nâme.
2. Hemen her hikayenin başlangıcı aynıdır. Metinlerin açılışı tekrar niteliği gösterir.
3. Hanlar Hanı Bayındır Han, genellikle metinlerin başında anılır ve bir daha geçmez. Çünkü olayların gerisindedir, öne çıkarılmaz. Yetkileri olan ama kendi pek ortada olmayan gölge biri gibidir.
4. Metinlerin hepsinde kurgu bakımından da ortak noktalar vardır. Her metnin başında kahraman bazı haksızlıklara ya da kötülüklere uğrar ve bunlarla baş etmeye çalışır. Metinlerin ortalarında kahramanlar birbirine benzer tehlikelerle karşılaşırlar. Kahramanın başı derde girer, kahraman tutsak olur. Metnin sonuna doğru birileri kahramanı kurtarır, kahramanlar her türlü zorluğun üstesinden gelir.
5. Kahramanlar, bir insanda bulunması gereken özelliklerden çok, olağanüstü varlıklarda bulunan yeteneklere sahiptir. Her şeyden önce kahramanlar çok güçlüdür; öyle ki bir orduyla tek başına savaşacak güçte ve yetenektedirler. Örneğin; Oğuz’un baş edemediği Tepegöz’ü Basat tek başına alt eder. Kan Turalı, kimselerin yenemediği canavarı öldürür.
6. Kahramanlar o kadar sıcak ve sevecendir ki okuyucu tarafından her zaman sevilirler. Okuyucu, kahramanlarla üzülür, sevinir, heyecanlanır. Çünkü anlatıcı taraf tutar. Kahramanlarını okuyucunun beğeneceği kimlikle sunar.
7. Kahramanlar pek hastalanmazlar; ya yaralanır, ya attan düşüp bir yerlerini kırar ya da tutsak olurlar. Duygularını kopuzları aracılığıyla soylama adı verilen manzumelerle ifade ederler. Bundan önce de mutlaka “…… soyladı görelüm hanum ne soyladı aydur” yapısı kullanılır. Bazen yalnız “aydur” ya da “görelüm ne soyladı” gibi kısaltılmış biçimleriyle, bazen de daha çok sözcükle zenginleştirilmiş biçimleriyle karşılaşılır.
8. Kahramanlık, yalnız erkeklere ait değildir. Kızlar da erkekler kadar yiğit olmalıdır. Beyrek, babasına evleneceği kızın niteliklerini sayarken, “Ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben ata binmeden o binmiş olmalı, ben düşmanıma varmadan o baş getirmiş olmalı.” der. Beyrek, Banı Çiçek’in kadın oluşuna bakmadan onunla at koşturur, ok atar ve güreşir. Dirse Han ve Begil, eşlerinin kendilerine akıl vermelerine izin verdikleri gibi onların önerilerine uyarlar.
9. Kadına verilen önem, gösterilen saygı tüm metinlerde öne çıkar. Hatta kadının ön planda olduğu anaerkil devri düşündürür. Mukaddime’de Dede Korkut’un dediği “Oğul kimden olduğun ana bilir.” sözü, bize bunun ipuçlarını verir. Bu söz bile Oğuz toplumunda kadının yeri ve konumunun yükselen değerler arasında sayılması gerektiğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
10. Olayların geçtiği yerler metinlerde aynıdır. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde Pasinler, Dervend, Sürmelü, Hamid, Mardin vb.
11. Metinlerde işlenen ayrılık teması da ortaklık gösterir. Yurttan, anadan, atadan, sevgiliden, kavim kardeşten ayrılık söz konusudur. Ancak sonunda -Bamsı boyu hariç- mutlaka evlilik, şenlik gibi bir olay yaşanır.
12. Metinlerde olayların anlatıldığı bölümler nesir, karşılıklı konuşmaların büyük bir bölümü ise nazımla aktarılır.
14. Metinler mutlu sonla biter. Dede Korkut gelir, iyi dileklerde bulunur. Metinlerin kapanışları da birbirinin benzeridir. Kapanışlar, Dede Korkut ağzından söylenmiş sözlerle yapılır. Kimi daha uzun, kimi daha kısa olsa da; aralarında ufak tefek ayrılıklar bulunsa da hepsinde ortak olan, Dede Korkut’un gelip şadlık çalması ve gazi erenlerin başına ne geldiğini söylemesidir.

Metinlerde değişen, yalnız kahramanların adıdır. Diğer motifler, hepsinde ortak kullanılan unsurlardır. Her metin, aşağı yukarı birbirini tekrarlar. Okuyucu birini bitirip diğerine geçtiğinde aynı mekan ve aynı olaylar içinde bulur kendini. Bilgiler pekişir. Dede Korkut sanki belli kişilik özelliklerine dikkat çeker.

DEDE KORKUT
Dede Korkut Hikayeleri’nde verilen öğütler nelerdir?

- Devlete sadık olmak,
- Misafirperver olmak,
- Dedikodu yapmamak,
- Dürüst olmak,
- Korkak olmamak,
- Çocuğunu iyi yetiştirmek,
- Üstüne düşen görevi yerine getirmek,
- Eşine sadık olmak,
- Ana babaya hürmet etmek …

Bazı öğütler de var ki, pek çoğu atasözleri gibi kalıplaşmıştır;

- Ecel vakti ermeyince can çıkmaz.
- Çıkan can geri gelmez.
- Yığılı malın mülkün olsa da nasibinden fazlasını yiyemezsin.
- Kara eşek başına gem vursan katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz.

Günümüz romanlarındaki kahramanlarla Dede Korkut hikayelerindeki kahramanlar birbiriyle benzerlik göstermiyor olabilir ama zaman ne olursa olsun demek ki kahramanlık hikayeleri insan var oldukça olacak…

Kısa bir süre önce Eskişehir’de üzerinde hikayelerden alıntıların yazıldığı büyük bir Dede Korkut büstü şehre yeni kurulan bir parkın içine yerleştirildi. Eskişehirliler ve yolu Eskişehir’den geçenlere duyurulur…

UNICEF nedir? Çalışmaları nelerdir?

UNICEF nedir? Çalışmaları nelerdir?

UNICEF nedir? Çalışmaları nelerdir?
Çocuk ve çocuk hakları denince akla ilk UNICEF gelir. Çocuk hakları savunucusu UNICEF nedir ve ne tür çalışmalar yürütür? İngilizce açılımı United Nations Children’s Fund olan UNICEF, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1954 yılında kurulmuştur. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF, dünyada çocuk haklarının başlıca savunucusudur.

Hükümetlerle çalışarak kalıcı sonuçlar elde eden bir örgüt olan UNICEF’in çalışmalarının temelini, bütün çocukların bedensel, zihinsel ve sosyal bakımdan mümkün olan en üst seviyeye erişecek şekilde gelişebilmeleri için gereken hakları belirleyen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi oluşturur.

UNICEF Neden Kuruldu?
* Bütün dünyada çocuk haklarını korumak ve bu hakların savunuculuğunu yapmak,
* Çocuk haklarını dünyaya tanıtarak, dünya milletlerinde bu konuda bir bilinç oluşturmak,
* Çocukların temel gereksinim ve ihtiyaçlarını karşılamak ve karşılanmasına yardımcı olmak,
* Çocukların potansiyellerini ortaya çıkarmak, bu potansiyeli gerçekleştirmek ve çocuklara çeşitli fırsatlar yaratmak.

UNICEF tüm bu temel amaçları gözetmek için kurulmuştur. Kurum çocuk haklarına dair sözleşmeye dayanarak faaliyet gösterir ve çocuklara yapılan davranışları uluslararası standartlara ulaştırmak için büyük bir çaba harcar. Kurum çocuk haklarını korumak adına, ülkelerde siyasal kararlığı ve bu konuda maddi kaynakları harekete geçirmek için büyük çaba sarf etmektedir.

UNICEF, bütün dünya çocuklarının haklarını korumak için kurulmuş bir kuruluştur; fakat kurumun, çocuk haklarında bazı öncelikleri bulunmaktadır. Bu konuda çocukların yaşamakta olduğu yerin dezavantajları en önemli etkendir. Savaş yaşanan bölgeler, savaş kurbanları, aşırı yoksulluğun yaşandığı yerler, doğal felakete maruz kalmış alanlar, şiddetin baş gösterdiği ve engellilere yapılan olumsuz davranışlar, kurumun öncelikleri arasında yer almaktadır. Yani kurum, en çok ihtiyaç duyanlara ilk olarak ulaşma politikası izlemektedir. Kurum aynı zamanda, insani yardım kuruluşları ve diğer Birleşmiş Milletler Örgütleri ile beraber çalışarak hem ihtiyaç sahibi çocuklara hem de ailelerine destek olmaktadır.

Kurumun kurulduğu günden beri izlediği en önemli politika, tarafsız olmaktır. Kurum hiçbir taraf ve durum gözetmeyerek, çocuk haklarını savunmak için varlığını sürdürür. Ülke programları aracılığıyla da çeşitli faaliyetlerde bulunan UNICEF, bu programlar aracılığıyla kız çocuklarının ve kadınların eşit haklara kavuşması ve toplumun her açıdan kalkınabilmesi için uğraşmaktadır.

UNICEF’in çalışma şekli önceden hazırlanan yıllık programlara dayanır. Bu programlar, 5’er yıllık planlar olarak hazırlanmaktadır. UNICEF, tamamen gönüllü olarak verilen fonlarla desteklenmektedir. Kurumun finansmanının üçte ikisi hükümetlerden, kalanıysa gelişmiş ülkelerde bulunan 36 UNICEF Milli Komitesi tarafından özel gruplardan ve bireylerden toplanmaktadır. Bu sivil toplum kuruluşları çocuk haklarını destekler, ortaklıklar kurar, bağışlar toplar ve UNICEF kartpostallarını ve ürünlerini satar.

UNICEF’in küresel çalışmaları neler?

- Tüm bebeklerin hayatta kalmasını ve tüm çocukların sağlık bakımı, beslenme ve duygusal ve bilişsel gelişimlerini destekleyen bir ortam dahil olmak üzere uygun erken çocukluk bakımını almalarını sağlamak;
- Çocukların haklarını hayata geçirmek, toplumda toplumsal cinsiyet eşitliğinin temellerini atmak ve geleceğin çocuklarının eğitimli annelere sahip olmasını sağlamak üzere kız çocukları da dahil olmak üzere tüm çocukların ilköğretimi tamamlamalarını sağlamak;
- Herkesi çocuklar için koruyucu bir ortam yaratma çabalarına dahil ederek tüm çocukları ve ergenleri şiddet, sömürü ve istismarın tüm biçimlerinden korumak;
- HIV/AİDS’in gençler arasında yayılmasını önlemek ve HIV/AİDS’ten etkilenen çocuklara ve ailelerine yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürebilmeleri için yardımcı olmak;
- Çocuk hakları için ikna edici kanıtlar oluşturmak, kaynak yaratmak ve ortaklıklar kurmak, kız ve erkek çocuklarına yaşamlarını etkileyen kararlara katılmaları ve seslerini duyurmaları için azami olanak sağlamak başlıca çalışmaları arasındadır.

UNICEF’in Türkiye’deki Çalışmaları Neler?
Türkiye gibi büyük ekonomiye ve güçlü kurumlara sahip olan ülkelerde UNICEF çocuk ve ergenlere doğrudan hizmet vermemekte, bunun yerine çocuklarla ilgili politikaların oluşturulmasına ve bu politikaların uygulamaya konmasına yönelik mekanizmaların hayata geçirilmesine çalışmaktadır.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, çocuk haklarını desteklemek ve bireylerden ve özel sektörden fon toplamak için bir UNICEF Milli Komitesi’nin yanında bir de çocuk refahıyla ilgili kilit alanlarda işbirliği program uygulayan bir Ülke Ofisi’nin bir arada bulunduğu tek ülkedir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, Ülke Ofisi hükümetle görüşülen, üzerinde anlaşılan ve imzalanan beş yıllık bir Ülke Programı temelinde faaliyet göstermektedir.


Ülke programı altında, UNICEF Türkiye’de aralarında Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nün de bulunduğu çok sayıda bakanlık ve devlet kurumu ile birlikte çalışmaktadır. UNICEF aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve yerel yönetimlerle ortak çalışmaktadır. Uygun yerlerde, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası gibi diğer uluslararası kuruluşlarla bağlantı içinde çalışmalar yürütülmektedir. Üniversiteler ve araştırma kurumları, sivil toplum, medya ve bizzat çocuklar, Ülke programının uygulanmasında yer almaktadır.

Genç, çocuk ve kadın haklarının hayata geçirilmesi için bilgi oluşturma ve yayma, kamu farkındalığını artırma, politika tartışmalarını destekleme ve kaynak yaratma, Ülke Programı’nın ayrılmaz parçalarıdır. UNICEF ve ortakları, çocuk haklarını hayata geçirmek ve korumak için destek toplamayı, tamamlayıcı çabaları teşvik etmeyi ve hak sahiplerinin ve görev sahiplerinin becerilerini artırmayı amaçlamaktadır. Kazanılan deneyimler belgelenerek diğer ülkelerle paylaşılmaktadır.

Dünyada çocuk haklarının bir numaralı savunucusu konumunda bulunan UNICEF, ihtiyaç sahibi çocuklara anında yardım ederek bu çocukların geleceğe iyi hazırlanması konusunda titizlikle çalışmaktadır. Hepimiz bu konuda üstümüze düşeni hakkıyla yerine getirmeliyiz…

“Çocuklar sadece geleceğimiz değil, şimdiki zamanımızdır. Çocuklar için yapılan programlar harcama değil, yatırımdır.”

Fatma’nın Eli’nin sırrı nedir?

Fatma’nın Eli’nin sırrı nedir?

Fatma’nın Eli’nin sırrı nedir?
Birçok kültürde kutsallığına inanılan “Fatma’nın Eli” koruyucu ve şifalandırıcı etkisi sebebiyle günlük yaşamda da çeşitli objelerde kullanılmaktadır. Fatma kimdir, eli neden kutsaldır? Hz. Muhammed ve Hz. Hatice’nin en küçük kızı olan Hz. Fatma, Mekke’de Hz. Muhammed’e vahyin ilk geldiği yıl dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Üç ablası da o dönemde evli oldukları için annesinin yokluğunda ve Müslümanlığı yaymak için mücadelesinde babasının en büyük destekçisi olması, ona “babasının annesi” lakabını kazandırmıştır.

Bizzat babasının terbiyesi altında, İslami eğitimin en yüksek derecesini almıştır. Çok mütevazi ve örnek bir hayat sürmüştür. Kuran’ı yorumlama kabiliyeti vardır. Bu anlamda İslam aleminin önemli bir şahsiyetidir. Hz. Muhammed, Fatma‘nın bu üstün vasıfları kendi çabasıyla elde ettiğini vurgulamış, ”Bu alemde bazı mertebelere erişmek için peygamber kızı olmak da yeterli değildir.” demiştir. Ve kızı Fatma’yı kazandığı bu vasıflarla ‘ilklerin ve sonların seyyidesi’ (efendisi) olarak tanıtmıştır.

Hz. Fatma, Kevser Suresi’nin iniş sebebidir. Erkek evladı olmadığı için soyunun devam etmeyeceği söylentilerine karşı, Hz Muhammed’e Kevser Suresi’yle soyunun Hz. Fatma ile devam edeceği müjdelenmiştir. Peygamber, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kızım Fatma, bedenimin bir parçasıdır, gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi, onun nuru da gökteki meleklere öyle nur saçar.”

Böyle özel bir şahsiyet olan Fatma, Peygamberin izniyle “Eti etimden, kemiği kemiğimdendir” dediği amcasının oğlu Hz. Ali ile evlenmiştir. Hasan ve Hüseyin adını verdikleri 2 çocukları olmuştur. İşte bu aile; Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’idir.

Mütevazi yaşamıyla Müslümanlar’a örnek olan, Hz. Muhammed’in “Vücudumun bir parçası, gözümün nuru; kalbim, ruhum ve vicdanım” dediği, soyunu devam ettiren kızı Hz. Fatma, halk inançlarında farklı bir konuma sahiptir. Anadolu’dan Hindistan’a kadar “Fatma’nın Eli”nin kötülüklerden koruduğuna inanılır. En son Topkapı Sarayı ve Türk Kadınları Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri “Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Beyt Sevgisi” konulu sergi ve Salih Suruç’un “Hz. Fatıma” kitabıyla anılan Hz. Fatma’nın kısa süren hayatı ilginç ayrıntılarla dolu.

Hz. Muhammed’in kızı Fatma, bir gün mutfakta helva kavururken, eşi Hz. Ali‘yi genç ve güzel bir kızla görür ve pişen helvaya elini daldırır ancak hiçbir şey olmaz, helvayı böyle kavurmaya devam eder. Kocası durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. O günden sonra elinin kutsallığına, gücüne, adeta yenilmezliğine inanılır. Her güçlük adeta onun eliyle aşılacaktır. Sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir.

Bu nesne genellikle ‘Fatma’nın Eli’ olarak bilinse de Araplar arasında ‘Hamse Eli‘ diye anılır. Hamse, beş demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar ‘Humsa Eli’, Museviler ise ‘Hameş Eli’ veya ‘Miryam’ın Eli’ adını vermişlerdir. Bazı kültürlerde yukarıya dönük, bazı kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır. İslam ve Musevilik’te yer alan bu ortak sembolün gücüne günümüzde de halen geniş bir coğrafyada inanılmaktadır.

Avcu açık ve içinde nazardan koruduğuna inanılan göz sembolüyle tamamlanan bu el figürü, yıllardır evlerin, iş yerlerinin uğur sembolü olarak kullanılmaktadır. Elin içinde bulunan göz, farklı boyutlara açılan kapıların ve bu boyutlarda yer alan varlıkların enerjilerinin sembolüdür.


Anadolu’da kadınlarımız yemek pişirirken, ”Fatma’nın Eli”yle yaptıklarına niyet ederler ki yemekleri lezzetli olsun. Anneler karnı ağrıyan çocuğuna, ”Fatma’nın Eli” ile dokunurlar ki, yavrularını şifalandırsınlar.

Başarılı futbolcu Maradona 1986 yılında, ülkesine Dünya Kupası’nı getiren eliyle attığı gol sonrası “O el benim elim değil, ‘Fatma’nın Eli’ idi” şeklinde yaptığı açıklamayla herkesi şaşırtmıştır. Dünyaca ünlü tasarımcıların parçalarında yer alan bu sembol, her geçen gün daha fazla evin duvarlarını süslemekte, daha fazla kadının vazgeçemediği aksesuarı olmaktadır.